Eleştirel Okuma: İkinci Ders

Yirmi birinci yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, yanlış bildiklerini değiştiremeyenler ve eleştirel düşünemeyenler olacak.

Eleştirel düşünme yeteneğini iş ilanlarında şirketler isterler. Banka sınavlarında genelde mantık soruları da olur. Talep edilen yetenek, patrona daha iyi hizmet edebilmek için gereken asgari analitik düşünme yetisidir. Bu, iyi bir şey olmakla birlikte işin ticari boyutudur. Bu sitede bununla ilgilenmiyoruz. Bu sitenin amacı basında, kurgu olmayan kitaplarda, internet gibi bilgi taşıyan ortamlarda veya panel, konferans gibi toplantılarda, hatta arkadaş sohbetlerinde sunulan bilgilerin veya yapılan tartışmaların akılcı ve nesnel bir değerlendirmesini yapabilecek yetiyi kazandırmak. Bir tür gelişmiş gözlemcilik yeteneği edindirmek. Çünkü insan kalabalıkları, adına iletişim denilen ama hemen her zaman tek yönlü olan basın-yayın tarafından yönlendirilebiliyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Fransızları Almanya’ya saldırmaya ikna eden Fransız basınıdır. İngiliz basını keza… Irak’ı bombalamaya ABD halkını ikna eden ABD basınıdır. Türk halkını, kendi zararına olduğu halde komşu ülkede zulüm ve katliam yapılmasına seyirci kalmaya ikna eden Türk televizyonlarıdır. Son birkaç yüzyılda bütün Batı halklarını yaşam biçimlerini değiştirmeye ikna eden üniversite ve basın-yayındır. Bu, büyük bir güçtür. Büyüklükle birlikte tehlike de geliyor. Çünkü bu güç önce bireylerin, sonra halkların ve sonunda dünyanın yazgısını belirleyebiliyor. Yanlış bir adlandırmayla “iletişim” dediğimiz bilgi kanallarındaki asimetri, yaşamına değer veren ve isabetli kararlar vermeye çalışan herkesin özel olarak önlem almasını gerektiren bir durum.

Bu siteyi yapma fikri aklıma düştüğünde, bu önlemin nasıl alınacağıyla ilgili en küçük bir bilgim yoktu. Çünkü enikonu eriştiğimi düşündüğüm okuma düzeyini nasıl kazandığımı ben de bilmiyorum. Bu biraz da işin doğasından kaynaklanıyor. Hiçbirimiz nasıl düşünebildiğimizi bilmeyiz zaten. “Bunu nasıl başarabiliyoruz?” diye kendimize sormamışızdır; sorsak bile yanıtlar bulanıktır. Çevreme bakındığımda insanlara politik olarak aldatılmamayı öğretme iddiasında bulunan hiç bir ders, kitap, eğitim ürünü göremedim. Eleştirel düşünme konulu pek çok kitap var ama bunlar konuyu genel olarak işliyorlar. “eleştirel okuma” adlı kitaplar veya dersler var ama bunlar konuyu benim işime yaramayacak kadar genel işliyorlar. Yalanları anlama kılavuzları var ama bunlar bireysel iletişime yoğunlaşıyorlar. Mantık dersleri var, bunlar kurama yoğunlaşıyorlar, mesleki (matematik-bilgisayar) olmayan uygulamaya girmiyorlar. Bunların arasında bir tek basın yalanlarıyla ilgili ürünler var ki bunlardan bu sitede bolca yararlanacağız.

Genel bir eleştirel düşünme eğitimi vermek hem çok zor -ki ben zaten bunu yapacak yetkinlikte değilim- hem de işe yararlığı kuşkulu.[1] Bu belirsizliği ortaya koyan araştırmalar şunu gösteriyor: İnsan beyni basit yarıküre biçimli bir et gibi görünse de zihnimizin yaptığı hemen her iş yalnızca o işi yapmak üzere özelleşmiş birimler tarafından yapılıyor. Yani herhangi bir şeyi sürekli yaptığımızda veya yapmak üzere eğitildiğimizde, yalnızca o işi yapma yetimiz yükseliyor.[2] Değişik alanlar ve yetiler arasında geçiş yapma olanakları sınırlı. Kaldı ki eleştirel düşünme veya okuma eğitimi sunan kaynaklar, popüler bilim ürünlerini veya yazılı ve görüntülü yayınları veya konuşan uzmanları ve politikacıları doğrulularından kuşku duyulacak potansiyel kötülük kaynağı olarak görmezler. Biz, göreceğiz. Kendi adına düşünemeyen robotlara dönmekten, kötü amaçlar için kullanılmaktan, ahlaksızlaştırılmaktan, sömürülmekten kendimizi korumak için görmek zorundayız.

Uzatmayalım, kuram ile uygulamanın arasındaki bu boşluktan dolayı bu sitede “sokağa ineceğiz” ve bolca uygulama yapacağız. Kuramsal alana gönderme yapacağım yerler metni okurken sorulacak sorularla ve mantık safsatalarıyla sınırlı olacak. Ne yazık ki yutup sindirebileceğimiz bir eleştirel düşünme hapı yok ama buna karşın oturduğunuz yerden kalkmadan bu yeteneğinizi geliştirebilmeniz olanaklı.

Eskinin dünyasında bilmek azınlığa özeldi. Bilginler, askerler ve devlet adamlarının oluşturduğu bu azınlık, ülkenin yönetimi sorumluluğunu ve yetkisini bu bilgiden alırlardı. Uygar toplumlarda bilgi ve felsefe, herkesin erişmesi olanaksız olan değerli bir maden gibiydi. Batı Aydınlanması’nın bir düşü vardı. Bu düş, bilginin ve bağnazlıktan kurtulmuş duru düşüncenin halka inmesi idi. Bilen azınlığın ve bilmeyen kalabalıkların arasında keskin bir ayrımın bulunduğu var olduğu eski dünya sona erecek, daha önce görülmemiş yeni bir dünya kurulacaktı. Adli sistemden tutun uluslararası ticarete kadar, tarımdan tutun endüstriye kadar modern uygarlığın kurumları bu dönüşümün gerçekleşeceği ve gerçekleştiği varsayımı üzerine kurmuştur. Demokrasi rejimi bunun gerçekleşmesini gerektirir. Tüketicinin ve işçinin kendi çıkarını sermayedara karşı koruyabildiği kapitalist ideal bile bunun gerçekleşmesini gerektirir. Ne yazık ki Aydınlanmacıların düşü gerçekleşmedi. Belki de zaten gerçekçi bir düş değildi. Modernizmi överek yüceltenler bile bu fiyaskoyu kabul ediyorlar:

“Temel bileşenleri bilim ve teknolojiye dayanan küresel bir uygarlık, aynı zamanda da neredeyse hiç kimsenin bilim ve teknolojiden anlamayacağı bir düzen yarattık. Bu bir felaket reçetesi.” –Carl Sagan

Bu itiraf, aynı zamanda biz sıradan kişilerin çevremizde bulduğumuz bilgi bolluğunda yolumuzu bulmak için özel ve gerçek bir çaba harcamamız gerektiğinin saptamasıdır. Düzenli ve düzensiz bu veri yığınından anlamlı ve tutarlı bir bütün oluşturmak ancak sistemli ve ilkeli çalışmakla mümkündür. Kimse bize neyin doğru bilgi, neyin dezenformasyon, safsata veya hayal ürünü olduğunu söylemeyecek. Bu ayrımı yapabilen azınlıktan olabilmek şans işi değil, emek işidir. Bu kararlılığı gösterebildiğimiz ölçüde güçlü bireyler olabileceğiz ve bizi aptal yerine koymaya çalışanlar elleri boş dönecekler.

Yirmi birinci yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, yanlış bildiklerini değiştiremeyenler ve eleştirel düşünemeyenler olacak.

[1] https://www.psychologicalscience.org/publications/brain-training.html

http://www.wou.edu/~tbolsta/web/texbook/17_Critical_Thinking.pdf

[2] http://infogalactic.com/info/Modularity_of_mind

Reklamlar

Eleştirel Düşünmeye Giriş Sunumu

Yüzondört Hareketi Derneği’nde 16 Eylül 2017’de Kurtuluş Öksüztepe’yle birlikte yaptığımız Eleştirel Düşünmeye Giriş sunumudur. Sunumun dinsel niteliği veya herhangi bir ideolojiye yakınlığı yoktur. Konuyla ilgili kendini geliştirmek isteyenler şu Türkçe kaynaklara başvurabilirler:

criticalthinking.org/pages/resources-in-turkish/711
elestireldusun.wordpress.com
safsatakilavuzu.com
kritikanalitik.global/kadi-ogrenmeye-buradan-basla/baslangic-seviyesi/

Gerçeği Bastırmanın 25 Yolu: Dezenformasyon Kuralları

Yazar: Michael Sweeney

Kısaltarak çeviren: Selim Çalışkan – elestireldusun.wordpress.com

Orijinal adı: Twenty-Five Ways To Suppress Truth: The Rules of Disinformation

Michael Sweeney, Türkiye’de yayınlanmamış olan Professional Paranoid (Profesyonel Paranoyak) kitabının yazarıdır. Tarihsel, politik, felsefi veya böyle sınıflara ayrılamayacak önemli gerçekleri arayanlar çoğu zaman komplo kuramlarıyla yüzleşmek durumunda kalırlar. Ezici çoğunluğun, kitap yığınlarının, ışıltılı kişiliklerin gür sesi, eleştirel okurun düşüncesinin sesini bastıracak mıdır? Yalan söylemeyi, aldatmayı, gerçeği kasıtlı olarak örtmeyi bir kariyer ve geçim kaynağı edinmiş olan kişi ve kurumların, bütünüyle aldatma üzerine kurulu reklamcılık, halkla ilişkiler gibi sektörlerin var olduğu bir dünyada, biraz kılavuzluğun kişinin vicdan mahkemesine katkısı olabilir. Egemenin işine gelmeyen her büyük suçlamayı “bunlar komplo kuramı” diye savuşturmasına izin verirsek, birileri gerçekten çok kötü komplolar kurduğunda bundan nasıl haberimiz olabilir? Bu sayfaları her insanda bulunan düşünsel ve duygusal zayıflıkları kullanmayı bilenlerin elinde oyuncak olmak, aldatılmak, aptal yerine konmak istemeyenler için bir yardımcı kılavuz olması için hazırlıyorum. Dolayısıyla komplo kuramı kavramını yerli yersiz kullanarak gerçeği çarpıtmaya çalışanların karşısında dik durabilmek ve profesyonel kandırıcılıktan, ezici propaganda gücünden etkilenmeden kendi yargılarına varmak isteyenler olacaktır. Sweeney aşağıdaki makaleyi 1997’de kaleme almıştır. Verdiği örnekler o yıllarda ABD’de “komplo kuramı” olarak tartışılan konulardan alınmıştır. 2001’den sonra yazmış olsaydı herhalde bütün örnekleri yalnızca 11 Eylül tartışmalarından verebilirdi. Sürekli ve sistemli bir biçimde uygulanan bilgi çarpıtması yöntemlerini bir dizi olarak tanımlayıp sınıflandırmış, sorgulayan insanların bunlara sık sık göndermeler yapmalarını ve böylece bunların bilinir duruma gelmesini ummuştur. Basını, interneti, politik tartışmaları… üzerindeki ağır dezenformasyon köpüğünden sıyırarak okumayı ve dipteki değerli öze ulaşmayı isteyenler için bulunmaz bir kaynaktır. Kaynak göstererek alıntılayabilir, kopyalayabilirsiniz. Yazıyı .pdf biçiminde indirebilirsiniz: gercegi-bastirmanin-25-yolu Okumaya devam et