Basın Okuması: Basının Söylemediği De Söylediği Kadar Önemlidir

Bir metinde var olmayan şeylerin de anlamı vardır. Bu ilke, haber basını gibi her gün, her hafta ve her yıl binlerce haberin arasından yayınlayacaklarını seçen şirketler söz konusu olduğunda çok daha önemli olur. Haberi inceleyelim:

Aynı haber sitesi, Bolu belediyesi Suriye’lilere yardım yapmaya başladığında bunu haber yapmamıştı. Aşağıdaki örneklerde göreceğiniz öbür “haber” kaynakları da yardımın başlamasını haber yapmamalarına karşın, bitmesini haber yapmayı seçtiler. Yani bu siteleri sık ziyaret eden, bu gazeteleri sık okuyan kişilerin hangi haberi işitip hangilerini işitmeyecekleri konusunda patron koltuğunda oturan kişi, yani şirket yöneticisi söz sahibidir. Yaptığı bu keyfi seçimlerden dolayı hiç kimseye hesap vermez. “Basın özgürlüğü” bu demektir. Modern ülkelerin yasaları basına bu yolla halkı yanıltma özgürlüğü tanımıştır. Bu yöntemi uygulayarak aslında tek bir “yalan haber” yayınlamadan, mahkeme önünde sahteliği kanıtlanabilecek hiçbir haber yapmadan okuyucunun düşüncesini yönlendirmek ve okuyucunun gerçeklik algısını çarpıtmak olanaklıdır. Nitekim basın denen şeyin ortaya çıktığından beri, iki yüz yıldır insanların gerçeklik algısı çarpılmaktadır.

Basın su gibi, ekmek gibi zorunlu bir şey değildir. Basın alkol gibidir, onunla ne yapacağınızı bilmezseniz sarhoş eder, delirtir, öldürür. Ondan ancak onu nasıl kullanacağını bilenler yararlanabilirler.

Bu haberde eleştirel okurun dikkatinden kaçmaması gereken öbür noktalar:

Sözcük seçimi: Yurttaşlık hakları olmayan kişilere yurttaşların sahip olduğunun bile üzerinde karşılıksız olanaklar sağlama işine son vermeyi, onları “hedef almak” olarak niteleyen basın şirketi, aslında kendisi başkanı hedef göstermektedir. Hakaret, saldırı, suç, nefret, hedef almak, hedef göstermek, meydan okumak, isyan etmek, galeyana gelmek, tepki göstermek, rest çekmek gibi sözcüklerin kullanılışına bundan sonra dikkat ediniz. Bunlar henüz var olmayan ama var olduğu öne sürülen olguyu kendileri yaratmaya çalışan editörlerin en çok kötüye kullandıkları sözcüklerdir. Örneğin “… sosyal medyada tepki topladı” diye haber yapan editör aslında sosyal medya zombilerini o habere tepki vermeye çağırmaktadır.

Sözcük seçimi: “Bolu Belediyesi” değil “Bolu Belediyesi Başkanı”. Editör kişiyi gözden düşürmeye çalıştığında başkan sözcüğünü, herhangi bir icraatı savunmaya çalıştığında belediye sözcüğünü kullanmayı seçebilir. Eleştirel düşünemeyen okurun kafasında seçilen sözcüklere göre farklı imgeler oluşacaktır.

Başkanın vaadini gerçekleştirmesi basından hiçbir onay ve övgü almıyor. Kötü bir şey bile yapmış olsa artık hiçbir politikacının vaadini gerçekleştirme kaygısı taşımadığı bir toplumda başkanın sözünde durma davranışı en azından anılmaya değerdi. Anmamayı seçiyorlar. Unutmayalım: Hiçbir insan davranışı ahlaki açıdan “nötr” veya “tarafsız” değildir. Onun için bir olayı aktarırken, bir haber verirken asla %100 yansız olamayız.

Film Okuması: Osmanlı Subayı (2017)

Eleştirel düşünmenin bu alanında, daha önce uygulamaya başladığımız eleştirel okuma etkinliğini sinema filmi, televizyon dizisi, belgesel film, kısa internet videosu gibi “metinlere” uygulayacağız. Özünde farklı bir şey yapmıyoruz. Ancak geçirdiği evrim nedeniyle akan görüntülerin kendine özgü dilsel, işlevsel, parasal, politik nitelikleri var. Eleştirel düşünür olma çabamıza bu niteliklere göre ayar yapacağız. Amaç yine aynı: İşittiğimiz sözlerde, izlediğimiz tartışmalarda, maruz kaldığımız basın-yayın içeriğinde yaptığımız gibi, akan görüntülerin de bizi aptal yerine koymasına izin vermemek… Kendi aklımızla düşünüp kendi vicdanımızla yargılayabilmek… Kendi doğrularımıza, kendi bilgilerimize egemen olmak… Gerçeğe ulaşmak…

Osmanlı Subayı filmi idealist (görünen) Amerikalı bir genç hemşire ile bir Osmanlı subayının Birinci Dünya Savaşı başlarında Van’daki ilişkisini anlatıyor. Van’daki Amerikan hastanesindeki Amerikalı doktor Gresham ve başhekim Woodruff diğer önemli karakterler. Aklı bir karış havada (ama idealist?!) hemşire bir Gresham’a, bir subay Veli’ye umut veriyor ve ikisi arasında gerginliğe neden oluyor. Bir yandan da savaşın ne kadar kötü olduğu vesair klişeleri kağıttan okuyup uykumuzu getiriyor. Ama biz eleştirel düşünürleriz. Uyumayız.

Şimdi filmi dakika dakika irdeleyeceğiz.

Okumaya devam et

Sözcükler – 6: Bütünlenmemiş /Eksik Anlamlı Sözcükler

Kimi sözcük bir doğru parçasının tek ucu gibidir. Öbür ucunu yerleştirdiğiniz noktaya göre anlam kazanırlar. Benzer, farklı, yararlı, iyi, uzun, büyük, önemli gibi pek çok sözcük ancak karşılaştırma anlamı taşırlar. Karşılaştırmanın kapsamı bilinmediğinde bu sözcükler iletişime pek yardımcı olamazlar. Basında, politikada ve üniversitede bu türden sözcüklerin ucu açık olarak kullanımı yaygındır. Dikkat etmemiz gereken şey, bağlamda, yani metinde açık olan uçların belirsizliğe yer vermeyecek biçimde kapatılıp kapatılmadığıdır. Bağımsızlık, özgürlük, verimlilik, şeffaflık gibi sözcükler hararetli tartışmalar bağlamında karşımıza çıkarlar. Yalnızca karşılaştırma sağlayan bu sözcükler çoğu kez bağlam içinde belirsiz bırakılırlar. Belirsiz olan sözcükleri yatık harflerle vurguladım. Okumaya devam et

Sözcükler – 5: Bir Harf Neleri Değiştirir

Bir sözcüğün neleri değiştirdiğinin, insanların düşüncelerini ve duygularını dolayısıyla davranışlarını nasıl etkileyebileceğinin örneklerini verdik. Şimdi Türkçenin kıvraklığının da yardımıyla tek bir harfin aynı etkiyi, hatta daha dehşetli etkiyi nasıl yaptığının örneğini vereceğim: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”. Okumaya devam et