Kovid Sözcükleri ve Algı Yönetimi

gölge_oyunu.jpg

Kovid histerisini ve fobisini harlamakta kullanılan hileli sözcük seçimi normalleşme sözcüğüyle sınırlı değil. İnsanlar düşünceden uzaklaşıp anlamsız korkuya teslim oldukça bu liste uzayacağa benzer.

cumhurbaşkanı: Bunu daha önce yazmıştım. Bu ülkenin bir cumhurbaşkanı yok; başbakan tek başına yönetiyor. Cumhurbaşkanı sözcüğü eski anayasada başbakanın üzerinde yasamayı ve yürütmeyi veto yetkisi olan kişinin adıdır. Sistem Batı’da yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması amacıyla kurgulanmıştır. Zaten reisicumhur sözcüğü 19. Yy’da Fransızca président de la République karşılığı olarak türetilmişti. Yeni anayasada veto diye bir şey olmadığına göre hükümeti kuran kişinin adı başbakan olmalıydı. Bunun yerine cumhurbaşkanı adının seçilmesinin amacı bilinçaltı etki yaratması ve kuvvetler ayrılığının sona erdiğine, sistemin kökten değiştiğine bozulduğuna halkın uyanmamasıdır.

kabine: İngiliz ve Amerikalıların “bakanlar kurulu” anlamında kullandığı cabinet sözcüğünün yamultmasıdır. Türkçe sözcükleri bayağı bulan züppe politikacı ve gazeteci taslakları bu sözcüğü dilimize ittire ittire soktular. “Cumhurbaşkanlığı Kabinesi” biçiminde kullanımı sorunludur. Çünkü Türkiye’de bakanlar kurulu yoktur. 2017’deki anayasa değişikliği ile kaldırılmıştır. “Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde şu kararlar alındı” diye verilen haberler yalandır. Bu kararları Cumhurbaşkanı kendi alıyor. Ortada bir kurul olduğu izlenimi vermek için anayasada olmayan bu uyduruk sözcüğü kullanıyorlar. Hukuk açısından böyle bir kurul yoktur, dolayısıyla aldığı karar da geçersizdir. Zaten Cumhurbaşkanı kararnamesi de çıkmıyor, yani aldıklarını öne sürdükleri kararların yazısı yok ortada. Bu kararlar aslında hiç olmadı. Böyle yapmalarının nedeni bunların kendi yaptıkları anayasaya ve yasalara aykırı kararlar olmasıdır. Çünkü hayalet kararları mahkemeye götüremez, itiraz edemezsiniz. Düşünmeyi yeterince unutmuşsanız ortada bir kurul veya karar olduğunu sanır, kuzu gibi uyarsınız.

genelge: Osmanlıca tamim, gavurca sirküler (İng. circular, Fr. circulaire) sözcüklerinin karşılığıdır. Kişi öbeği, kişi çemberi anlamındaki Latince circul’dan gelir. İmza sirküleri var ya hani, noterde yapılır… Hah, işte bu imza sirküleri bir şirketin iç işlerini düzenleyen bir genelgedir aslında. Bir bakanlık veya hükümet genelge /sirküler çıkardığında bu, kurumların iç işlerini düzenleyen bir belge olur. “Ali sen nöbete kal, Veli sen üniformanı giy” gibi. Yurttaşa yönelik bir içeriği olmaz. Amasya Genelgesi’ni anımsayın, gizli tutulması buyruğuyla yalnızca ilgililere gönderilmiştir, halka açık bir çağrı değildir. “Kimse evinden çıkmayacak” diye genelge olmaz. Yazıldıysa geçersizdir, yok hükmündedir. Bunu istisnasız her hukukçu bilir. On binlerce hukukçunun neden sustuğunu kendilerine sorun, bana değil.

pandemi: Fransızca pandemie sözcüğünün okunuşu olan uyduruk sözcük. Fransa’yı okuyan mı var, neden İngilizcesinden alarak “pandemik” demediler, bilmiyorum. Bu sözcüğü kullanan birinin eleştirel ve bağımsız düşünebildiğinden kuşkulanırım. Çünkü bildiğiniz “küresel salgın” demektir, teknik bir anlamı yoktur. Salgın sözcüğünün yerine bunun kullanılması algı yönetimidir. “Bu kez çok farklı, ouvv, bildiğin gibi değil, bu çok yeni ve korkunç bir şey” izlenimi verilmeye çalışılıyor. Sözcüğün kullanımındaki şeytanlık bununla bitmiyor. Bu sözcüğün kullanılmasının nedeni ortada bir küresel salgın olduğu konusunda bilimsel bir uzlaşma bulunması değil, yalnızca DSÖ’nün “salgın var” demesidir. DSÖ yalnızca tavsiye üreten bir kurumdur, hukuki bir niteliği yoktur. Tavsiyeleri üretmekteki tarafsızlığına ve bilimselliğine, ilaç şirketlerinden ve özel kişilerden bağış alabiliyor olmasından yola çıkarak siz karar verin. DSÖ öyle dedi diye buna salgın da, pandemi de demek gerekmiyor. Neden öyle demeyi seçtiklerini seçenlere tek tek sormalı. Aslında bilinçli bir seçim yapmadıklarını, yalnızca önlerine konanı sorgulamadan aldıklarını fark etmeleri olasıdır. Konu dilden çıkıp biyolojiye taşacağı için, zırt pırt mutasyon geçiren ve sürekli aramızda olan /olacak olan bir virüsün salgınına nasıl karar verildiğine girmeyeceğim, merak eden araştırsın.

tam kapanma: Kapanma sözcüğündeki “n” eki sözcüğe dönüşlülük anlamı verir. “Kapanma” sözcüğünde, kapama işini yapan kişi kendi eyleminin nesnesidir. Oysa Kovid gerekçesiyle insanları eve kapatan kendi iradeleri değil, hükümettir. Eylemin öznesi başka, nesnesi başka olduğu için doğru ifadenin “tam kapatma” olması gerekir. İki sözcük arasındaki anlam farkı okuryazar olmayan kişilerin bile anında fark edecekleri kadar belirgin ve güçlüdür. Yapılan kasıtlı dilbilgisi yanlışı, hükümet sözcülerinin baskı ve zorlamayı sevimli göstermeye çalışırken “biz” adılını kullanmalarına benziyor. “Atlatacağız”, “zarar gördük”, “dişimizi sıkalım” gibi. Oysa çoğu kez “biz” adılını kullanmayı haklı çıkaracak bir duygu birlikteliği, bilgi birlikteliği, irade birlikteliği ve çıkar birlikteliği yoktur.

aşı: Pfizer ve Moderna’nın geliştirdiği ve neredeyse hiçbir test ve onay sürecinden geçmeden insanlara vurulan, doktorların içinde ne olduğunu bilmedikleri şey aslında aşı değil, iğne. Sağlık Bakanlığı’nın bu maddenin bir aşı olduğunu kanıtlayabilecek hiçbir bilgisi yok. Eğer bu iğnede vaat edilen içerik bulunuyorsa bu kez başka açıdan bir sorunumuz var. Bugüne dek aşı diye mikrobun kendisinin veya bağışıklık hücrelerine onu tanıtacak işaretinin kana sokulmasına dendi. Bu iğne ise -teknik ayrıntılara dalmadan söylersek- bir anlamda virüsü sizin vücudunuzda sizin hücrelerinize ürettiriyor. Bu yeni bir şey, çok farklı olduğu için buna aşı denebileceği tartışılır. Aslında buna aşı adı verilmesi gerekmiyor da. Gerekmiyorsa bu adı kullanmalarının bir nedeni olmalı. Daha önce niteliği ve özü değişen şeylerin eski adlarla anılmasının bir sahtekarlık olabileceğinin örneklerini vermiştim.[1] Yeni şeyler için eski adları kullanma nedeni çoğu kez algı ve duygu yönetimidir. Bu adlandırmayı kullanan kişiler “yeni bir icat yaptık, aşı değil ama aşıdan daha etkili, yeminle güvenli, vallaha” diyerek sizi ikna etme zahmetine katlanmak istemiyorlar. Anayasal ve demokratik olduğu öne sürülen rejimlerde ikna gereğinden kaçılması kırmızı bayraktır. Benim “bilim karşıtı” olma olasılığım bana karşı dürüst olunmamasını haklı çıkarmaz.

hatırlatma dozu (İng. booster): Bu adlandırma ortada bağışıklık sistemine hatırlatılacak bir şey olduğu varsayımına dayanır. Eleştirel okumayla yetinmeyip bilgi edindiğimizde görürüz ki hatırlatılacak bir şey yoktur. “Aşı” denen şişenin içinde ne olduğunu Sağlık Bakanlığı dahil, televizyonda size gülümseyen o çok güvendiğiniz doktorlar dahil hiç bir iğne savunucusu bilmiyor. Yani neyin hatırlanacağını bilmiyoruz ki bir hatırlamadan söz edelim. Sözcüğün İngilizce orijinali de benzer bir sözcük oyununa dayanır. Boost güçlendirmek, şişirmek, takviye etmek anlamlarına gelir. “Sana bir koruma uygulamıştık, şimdi o korumayı güçlendireceğiz” algısı yaratır. Ama neyin güçlendirileceği belli değildir. Korumadığı açıkça söylenen, yani gücü sıfır olan iğnenin güçlendirilmesi olanaksızdır. İkinci doz, üçüncü doz gibi görece dürüst bir adlandırmada yineleme iması vardır; aynı şeyin ikincisi, üçüncüsü olabileceği akıllara gelir. Bunu kurnazca önlemek için sayısal olmayan bir adlandırma kullanıyorlar. Ama hatırlatma kavramının da doğal bir sınırı vardır. “Yeter, benim akyuvarlarım bunak mı ki, kaç kez hatırlayacaklar” dedirtmemek için de “varyant sözcüğü icat edilmiştir. Her varyantın ayrıca iki de hatırlatması olsa kanımız zehire iyice doyana dek yıllarca oyalanabiliriz.

aşı hakkı: Hak, seçme ve kullanma iradesinin kişide bulunduğu şeydir. Zorunlu şeylere hak denmez. “Aşı hakkı bulunmasına rağmen kullanmayan” yurttaşları açıkça cezalandırması, hükümetin aşıyı bir hak değil zorunluluk veya görev yaptığını gösterir. Hak sözcüğünün bu yönde kötüye kullanımı, feminist söylemdeki kadının “çalışma hakkını”, buna karşılık erkeğin “evi geçindirme görevini” anımsatıyor.

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı değil. Kabine, kabine değil. Genelge, hukuki bir metin değil. Pandeminin varlığı belli değil. Aşı, aşı değil. Aşı hakkı, aşı hakkı değil… Bu sözcük tasarımlarının bugünlerdeki kullanımını birleştirdiğimizde ortaya şöyle bir resim çıkıyor:

Hayalet üniversite diplomalı hayalet cumhurbaşkanının başkanlığında hayalet seçimle[2] kurulmuş hayalet bir hükümet, ülkeye hayalet bir anayasa yaptı. Bu hayalet anayasaya dayanarak, hayalet bakanlar kurulu, hayalet salgınla ilgili hayalet kararlar aldı. Hayalet yasaklar, hayalet aşıyı vurulma hakkı herkese zorla kullandırıldığında sona erecek. Demek ki akşam haberlerinde bugün gerçekleştiği söylenen şeylerin neredeyse hiç biri gerçek değil. Bunu saptamak için sayılara girmemize bile gerek yoktur.

 

Ek

temassız: Duru Türkçesiyle “dokunmasız”. Ama Türk olduğumuza lanet ediyoruz, bu yüzden “temassız”. Markette sepeti az önce işçinin eliyle raflara dizdiği ürünlerle dolduruyorsunuz. Sonra temassız kartınızla ödüyorsunuz. Lokantada aşçının elleriyle iyice mıncıklayarak hazırladığı yemeği yiyor, sonra temassız kartınızla ödüyorsunuz. Sahi, telefona gönderilen şifre ile “temassız” teslim alma yokken kargo paketlerini nasıl alıyordunuz? Kargocuyla sarılıp öpüşüyor muydunuz ki?

pandeminin ekonomiye etkisi: Doğru Türkçesiyle “salgının ekonomiye etkisi”. Salgını bahane eden hükümet ve şirket yaptırımlarının etkisini anlatmak için kullanılan vekil kavramdır. Hedef şaşırtır, dikkati gerçek faillerden başka yere çeker. Bir hastalığın gerçek ekonomik etkisi üretken kişilerin hastalanmalarından veya ölmelerinden kaynaklanır. Oysa 2020-2021’de dünya çapında on milyonlarca kişi işsiz kaldı veya iflas etti. Deniz ticareti durdu, fabrikalar durdu, piyasalarda arz-talep dengeleri alt üst oldu. Bunun nedeni bu işlerin herbirini yürüten insanların evde bir hafta yatmaları veya ölmeleri (?!) değil, şirketlerin ve hükümetlerin yarattığı ölçüsüz zorluklardır. Bu farkı iyi belleyelim. Çünkü bundan yıllar sonra, bugünlerde yaşanan ve sonrasında yaşanacak olan ekonomik bozulmaları ısrarla ve ısrarla virüse yükleyecekler. Tıpkı 11 Eylül’ü ve Irak’ın işgalini yirmi yıldır bir avuç teröristin sırtına yükledikleri gibi.

 

 

[1] https://elestireldusun.wordpress.com/2020/02/25/sozcukler-8-sozcuk-secimine-dikkat/ içinde Anlamı Değiştiği Halde Kendisi Aynı Kalan Sözcükler bölümü.

[2] Hileli seçim. Pokerde kağıt çalarak kazananı “eli zaten iyiydi” diye savunur musunuz?

Kovid Sözcükleri ve Algı Yönetimi” için 9 yorum

  1. Beyefendi, sizce bu işlerin sonu ne olacak? Aşı vurulduğunda biter demişsiniz ama onla da bitmez bence çip de olabilir akıllı ve takip edilebilir telefon bulundurma zorunluluğu da olabilir. yani bundan sonrasını kestirmek zor ama birşeyin ayırdına varmalıyız: biz halk olarak oyuncu değil oyun kurucuyuz. iki gün sokağa çıkılır üçüncü gün zorbalar geri adım atar. dünyanın her yerinde gösteriler var ve bazı insanlar halk olarak yaptırıcı güce sahip olduklarını biliyor. Bir yürüyüş yapmayı düşünüyor musunuz? Ya da böyle bir yürüyüşten haberiniz var mı?

    sokaklar bomboş. sokağa çıkmak bile bu düzene baş kaldırmaktır. Herkese şiddetle sokağa çıkın diyorum.

    Beğen

    1. Örgütleme gücü olan biri olsam yazmakla uğraşmazdım. Biri yürüyüş örgütlerse katılırım elbette. Şu anda başka yollarla davaya yardım ediyorum.

      Beğen

      1. ben de maske takmıyorum. aşı da olmayacağım. okulları kapatmalarına rağmen uzaktan uzağa yapılan derslere katılmıyorum. Zaten hiçbir işe yaramadığını herkes biliyor.

        Beğen

    2. oyun kurucu halkın çoğunluğu kötüden yana.işe yarayacağını düşünmüyorum.varlığımızdan haberdarlar.https://www.hurriyet.com.tr/gundem/neden-asi-olmak-istemiyorlar-asi-kararsizlari-anlatti-uzmanlar-tek-tek-yanitladi-41817950
      aşı olmıycam.markete girerken takmak zorundayım.yolda yürürken maske takmıyorum.çenemde tutuyorum(amacım maskenin zararlarından olabildiğince korunmak).önceleri polisi görünce ağzıma çekerdim.şimdi yanlarından çekmeden geçiyorum.olan olaylardan dolayı sevimli gözükmek için bir şey demiyorlar.bir haftadır gözlüyorum herkes parklarda dipdibe üstelik maskesiz oturuyor..ama vakalar düşmeye devam ediyor.korku salmak olsaydı o görüntüler haberlerde verilir işte bu yüzden vakalar artıyor haberini yaparlardı.ama şimdi kimse görmüyor haber yapmıyor.çünkü tatil sezonu geldi.vakalar düşmeli.hani maske mesafe önemliydi.bunları anlamak için alim olmaya gerek yok.
      şiddet görmekten tecavüze uğramaktan ve işkence görmekten korkuyorum.

      Beğen

      1. Bu “haber”de yaygın bir dezenformasyon yöntemi uygulanıyor: Karşı görüşü zayıf temsil ettirmek. Savı zayıflatma/korkuluk safsatasının gelişmiş bir biçimidir.

        İkinci dezenformasyon yöntemi “halka sorduk” yöntemi. Bugünlerde Youtube’da elinde mikrofon “sokak röportajı” yapanlar da aynı yöntemi kullanırlar. Yukarıdaki yöntemin ilke olarak aynısıdır. Almak istediğiniz sonuca veya göstermek istediğiniz resme göre seçer, elersiniz. Etkisi, haber merkezine gelip de yayınlanmayan haberlerin veya yapıldığı halde yayınlanmayan röportajların veya makaslanan röportajların aynısıdır. Gerçeğin yalnızca gösterilmek istenen kısmı gösterilir, algı çarpıtılır, okur yanlış sonuçlara ulaştırılır.

        Bize sorsalar bu sitede veya coronagercegi.com’da veya coronaloji.com’da sıralanmış gerçekleri arka arkaya sıralar ve gazeteciyi sorduğuna pişman ederdik. Editör de bizim çekincelerimizi yayınlamazdı elbette çünkü hiç bir “uzman” mantıksızlığa veya apaçık kötü niyete açıklama getiremez. Bunlar uzmanlık gerektiren şeyler değil doğrusu; yani bu kişileri aşıya ikna edecek olanlar doktorlar değildir. Tabi bunu söyledim diye gerçekten röportaj yapıldığını varsayıyor değilim. Herhangi birimiz oturduğumuz yerden bu röportajları uydurup yazabiliriz.

        Gazetede ve televizyondaki tartışmaların onda dokuzu, hatta onda onu böyledir. Savaşlarda düşman ülkenin halkının kafasını karıştırmak, direncini kırmak veya kendi hükümetlerine güvenini sarsmak için uçaktan haber bültenleri atılır. Bildiniz? Hah, işte basın dediğimiz şey bu haber bültenlerinin barış döneminde de devam etmesinden başka bir şey değildir. Basına bu şekilde bakmak herkesin yararınadır ama keşke bilselerdi.

        Beğen

  2. O.B’ nin yapay et hakkındaki düşünceniz nedir sorusu üzerine Ö. G:Et yiyelim hayvanların çektiği acılar bitsin, sömürü bitsin ,çevre için de bitsin çünkü küresel ısınmanında etkisi çok fazla et olması diyor (: Sera gazından bahsetmek istiyor sanırsam. Hayvanlar biz onları yiyoruz diye mi gaz çıkarıyor? (: Onları yemeyince gaz çıkarmayacaklar mı? Aa evet doğru dünyada olmayacakları için salamayacaklar (: Ve sömürülmemiş eziyet çekmemiş olacaklar.!
    Yani ablam diyor ki hayvanları seviyorum ama yok olmalarıyla ilgilenmiyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s