“Bilimsel” Araştırmada Soru Safsatası

Western Austalia Üniversitesi’nde deneysel psikoloji bölümü öğretim üyeleri bir anket yapıyorlar. Kişilerde komplo kuramlarına inanma eğilimiyle bilimi reddetmek eğilimi arasında bir korelasyon olup olmadığını anlamak istiyorlar. Bunun için kişilere bir takım sorular soruluyor. Politik görüşleri, aşılar, iklim değişikliği, genetiği değiştirilmiş tarım ürünleri gibi konularda bildirdikleri fikirlerden yola çıkarak bir bağlantı olup olmadığına bakılıyor. Makaleye şuradan ulaşabilirsiniz:

Lewandowsky S, Gignac GE, Oberauer K (2013) The Role of Conspiracist Ideation and Worldviews in Predicting Rejection of Science. PLoS ONE 8(10): e75637 https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0075637 veya https://doi.org/10.1371/journal.pone.0075637

Yönelttikleri sorular aşağıda. Ankete katılanlardan doğru-yanlış veya katılıyorum-katılmıyorum gibi iki seçenekten birini işaretlemeleri isteniyor. Bu sorular ciddi bir bilimsel çalışmada birer evet-hayır sorusu olarak sorulmuştur ve istisnasız hepsi çok sorulu safsata örneğidir.  Okumaya devam et

Film Okuması: Osmanlı Subayı (2017)

Eleştirel düşünmenin bu alanında, daha önce uygulamaya başladığımız eleştirel okuma etkinliğini sinema filmi, televizyon dizisi, belgesel film, kısa internet videosu gibi “metinlere” uygulayacağız. Özünde farklı bir şey yapmıyoruz. Ancak geçirdiği evrim nedeniyle akan görüntülerin kendine özgü dilsel, işlevsel, parasal, politik nitelikleri var. Eleştirel düşünür olma çabamıza bu niteliklere göre ayar yapacağız. Amaç yine aynı: İşittiğimiz sözlerde, izlediğimiz tartışmalarda, maruz kaldığımız basın-yayın içeriğinde yaptığımız gibi, akan görüntülerin de bizi aptal yerine koymasına izin vermemek… Kendi aklımızla düşünüp kendi vicdanımızla yargılayabilmek… Kendi doğrularımıza, kendi bilgilerimize egemen olmak… Gerçeğe ulaşmak…

Sinemanın kendine özgü bir kaç niteliği var. Karanlık, kişiyi olayın içine sokar ve düşünme yetisini kısıtlar. Anımsayalım, eleştirel düşünme kendi düşünme sürecimize dışarıdan bakabilme, böylelikle nesnelliğe olabildiğince yaklaşma yetisidir. Sinemanın başka bir şeye dikkatimizi vermenizi engelleyen yapısı bizi filme dışarıdan bakabilmekten belli ölçüde alıkor. Bu etki, haber basınından öğrenilebilecek ve sorgulanabilecek olan Columbine High okul katliamı, 11 Eylül saldırısı gibi olayları birer sinema filmi yaparak, artık sorgulanamaz biçimde zihinlere yerleştirmeye yardım eder. Sinema salonundan çıkanlar artık olayların ayrıntılarını filmdeki gibi anımsarlar, haberlerdeki gibi değil.

Filmimize gelelim… Osmanlı Subayı filmi idealist (görünen) Amerikalı bir genç hemşire ile bir Osmanlı subayının Birinci Dünya Savaşı başlarında Van’daki ilişkisini anlatıyor. Van’daki Amerikan hastanesindeki Amerikalı doktor Gresham ve başhekim Woodruff diğer önemli karakterler. Aklı bir karış havada (ama idealist?!) hemşire bir Gresham’a, bir subay Veli’ye umut veriyor ve ikisi arasında gerginliğe neden oluyor. Bir yandan da savaşın ne kadar kötü olduğu vesair klişeleri kağıttan okuyup uykumuzu getiriyor. Ama biz eleştirel düşünürleriz. Uyumayız.

Şimdi filmi dakika dakika irdeleyeceğiz.

Okumaya devam et