Sözcükler – 6: Bütünlenmemiş /Eksik Anlamlı Sözcükler

Kimi sözcük bir doğru parçasının tek ucu gibidir. Öbür ucunu yerleştirdiğiniz noktaya göre anlam kazanırlar. Benzer, farklı, yararlı, iyi, uzun, büyük, önemli gibi pek çok sözcük ancak karşılaştırma anlamı taşırlar. Karşılaştırmanın kapsamı bilinmediğinde bu sözcükler iletişime pek yardımcı olamazlar. Basında, politikada ve üniversitede bu türden sözcüklerin ucu açık olarak kullanımı yaygındır. Dikkat etmemiz gereken şey, bağlamda, yani metinde açık olan uçların belirsizliğe yer vermeyecek biçimde kapatılıp kapatılmadığıdır. Bağımsızlık, özgürlük, verimlilik, şeffaflık gibi sözcükler hararetli tartışmalar bağlamında karşımıza çıkarlar. Yalnızca karşılaştırma sağlayan bu sözcükler çoğu kez bağlam içinde belirsiz bırakılırlar. Belirsiz olan sözcükleri yatık harflerle vurguladım.

Örnek:

“Şimdiki gençler daha özgür yetişiyorlar.”

Doğru parçasının bir ucunun nerede olduğu belli. Özgür genç, dilediğini yapan gençtir. Bir ucu kendi gönlünde. Peki, öbür ucu nerede? Yani eskiden gençlerin bağlı olup da şimdi bağlı olmadıkları bağ nedir? Bu bağ belli ki ailenin otoritesidir. Öyleyse aynı olguyu şöyle aktarsak ne dersiniz: “Şimdiki gençler aile otoritesinden yoksun yetişiyorlar.” Seçilen sözcükler aynı gri tonunu beyaz veya siyah görmenize neden olabilir, dikkatli olun.

Örnek:

“Çalışmak kadının hakkıdır.”

“Çalışmak erkeğin görevidir.”

İkisi arasındaki fark nedir? Hak sözcüğü neyi temsil eder, görev sözcüğü neyi temsil eder, bunu düşünmek gerekir. Haklar ve görevler birbirinden bağımsız varlıklar değildir. Bunlar hız ve dinginlik gibi, eli açıklık ve tutumluluk gibi birbirini dengeleyen bir ikilidir. Biri yoksa öteki de tanımlanamaz duruma düşer. Canı istediğinde çalışmak, canı istediğinde çalışmadan geçindirilmek isteyen kadının birinci cümleye sarıldığı gözden kaçmamalıdır. Bu denklemde görev kaybolmuştur. İkinci cümlede ise hak gözden kaybolmuştur. Örneğin şöyle bir slogan nasıl olurdu: “İşsizlik erkeğin hakkıdır.”

Örnek:

“X şirketinin yeni icra kurulu başkanı, şirket yönetiminde şeffaflığı önceleyen bir yönetim anlayışına sahip.”

Tam olarak neyin şeffaflığı? Son piyasa çıkardıkları içeceğin içinde neler olduğu konusunda şeffaf mı örneğin? Veya çalışanlar şirket hisselerinin kimlerde olduğunu sorduklarında yanıt alabiliyorlar mı?

Örnek:

“Tepe Betopan şirketi sosyal sorumluluğun gereği olarak sokak köpeklerine kulübeler yaptı.”

Sosyal, yani Türkçesiyle toplumsal sözcüğü neyi anlatıyor? Sahipsiz köpekler toplumun bir parçası değildir. Toplum (Fr. societé) sözcüğünün tanımı yalnızca insanları kapsar. Tepe Betopan şirketi insanlara değil de hayvanlara karşı bir sorumluluğu olduğunu mu düşünüyor? Bu soruları sormadan okuyup geçen okur, bu reklamın etkisi altında kaldı (aptal yerine kondu).

Örnek:

“2017 yılında 75 ton altın ekonomiye kazandırıldı.”

Ekonomi bir kişinin veya topluluğun adı değildir. Ekonomiye kazandırma, ekonmiye maliyet gibi kullanımlarda sözcük aslında hiçbir anlama gelmez. Bundan ötürü bu türlü kullanımlar okuyucuyu vermesi istenen tepkiye yönlendirmek için kullanılır. Yukarıdaki başlıkta kazandırmak sözcüğünden ötürü ifadede olumlu anlam vardır. Bu başlığın altında “yastık altında duran” altınların bankalarca satın alındığı haberi veriliyor. Oysa yastık altında duran altın da ekonominin bir parçasıdır, hala piyasadadır, iş görmektedir, kullanılmaktadır, sahibinin kendisinden umduğu yararı sağlamaktadır. Banka bu altını sahiplerine geri satmamak üzere almıştır. Bunda olumlu olan tek şey bankanın kazancıdır. “Bankalar kazançlı çıktı” veya “bankalar iyi bir alışveriş yaptı” demek sevimsiz olacağı için okur bu vekil /joker sözcükle aldatılmaktadır.

Tersine bir etki yaratılmak istendiğinde şu yapılır:

“Hastalıkların Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti şu kadar milyar lira.”

Oysa bu başlığın şu başlıktan farkı yoktur:

“Yeni açılan hastanenin ekonomiye katkısı şu kadar.”

Hastalık varsa doktor var, hemşire var. İlaç, fabrika, üniversite, görüntüleme aygıtları, ulaşım hizmetleri, temizlik hizmetleri, inşaat hizmetleri var. Bunlar zaten “ekonomiyi” oluşturan etkinlikler. Ekonomi diye bir kişi olmadığına göre bunlar maliyet midir, katkı mı? Bu saçma bir sorudur ve saçma soruların doğru yanıtları olmaz.

Gazeteler ve fikir bildiren yazarlar bu joker sözcüğü okuyucuyu kendi fikirlerine ikna etmek için işlerine geldiği gibi kullanırlar. Bu türlü kullanımlara karşı uyanık olmalı ve şu soruyu sormalıdır: Kime katkı? Kime maliyet? İşin düğümlendiği nokta öznedir. Özneler konusuna ayrıca değineceğiz.

“İsviçre kaplıca turizminden şu kadar milyon dolar kazanıyor. Türkiye’nin potansiyeli daha büyük ama onun onda birini kazanıyor. Potansiyel değerlendirilmeli.”

Bakın, burada hükümeti, girişimciyi ve halkın genelini belli bir davranışa ikna etmeye çalışılıyor. Parasını ve enerjisini belli bir yöne akıtması isteniyor. Önemlidir. Burada “ekonomi” joker sözcüğü olmamasına karşın aynı yanıltmaca veya aynı belirsizlik vardır. İlk akla gelen soru “İsviçre’nin kazandığı” paranın nasıl hesaplandığıdır. Hepsinin yurtdışından gelen para olduğu izlenimi yaratılmıştır oysa bu sayıya İsviçre yurttaşlarının harcadığı para dahil olabilir; bu durumda hiçbir anlamı olmayacaktır. Çünkü ülke içinde dönüp duran paradır. Eğer Türkiye’nin içinde kaplıcalara harcanan para çok daha azsa bunun olumlu veya olumsuz bir anlamı yoktur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s