Okuma: Türkiye’de İnanç Özgürlüğü Hakkını İzleme Raporu 2019

2 Temmuz’da İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin raporu yayınlandı. Rapor kimi gazete ve haber sitesinde haber yapıldı, yapılmaya devam ediyor.

Raporu şuradan indirebilirsiniz: http://inancozgurlugugirisimi.org/wp-content/uploads/2019/07/Report_Turkey_web.pdf

Veya

http://www.sivilsayfalar.org/download/40317/

Raporun adından başlayalım. Mine Yıldırım’ın ve ücretini ödeyen Norveçlilerin daha bu çalışmaya başlarken apriori olarak yani peşin olarak Türkiye’de “din özgürlüğü” veya “eşitlik” olmadığı ve “haksızlık” olduğu varsayımına sahip oldukları anlaşılıyor. Çünkü yansız olsalardı projenin adını böyle koymazlardı.

Raporu okuyunca raporun konusu olan “din”in tanımının yapılmadığını görüyoruz. Hani derler ya, dakika bir, gol bir. Daha okumaya başlamadan çuvallamanın eşiğine geldi bu rapor. Yansızlık ve bilimsellik konusunda daha başlar başlamaz sınıfta kaldı. Çünkü din (religion) sözcüğü Avrupa’da son üç yüz yılda, Türkiye’de ise son yüz elli yılda anlamı tamamen değişmiş ve bugün de her eğitim düzeyinde, her kuşakta farklı anlam bulan bir sözcüktür. Eleştirel okurun yapması gereken çok önemli ayrımlardan biridir: Kimi sözcüğün anlamı belli yer ve zaman koşullarında o denli bulanıklaşır ve belirsizleşir ki o sözcüğü her seferinde net bir tanımını yapmadan kullanmak yararsızdır; hatta kimi durumda tehlikelidir çünkü mesajınızı iletmenizi, yani doğru iletişim kurmanızı sağlamaz. Anlam yitimine, kakofoniye, Alev Alatlı’nın deyimiyle afaziye neden olur. Teknoloji, sürdürülebilirlik, küreselleşme, demokrasi, lüks, modern, normal, rant, doğal, yeşil, kimyasal, efsane, isyan etmek, enerji, ırkçılık, ayrımcılık, özgürlük gibi sözcükler bunlardandır. Din sözcüğü de bu gruptadır. Tanımını yapmaksızın kullandığınızda bundan bugün herkes farklı bir şey anlıyor. Örneğin “namaz kılma özgürlüğü” Müslümanların “din özgürlüğü” müdür? Peki, faizsiz borç alma özgürlüğünün “dinsel” bir özgürlük olmadığını kim söylüyor? Eğer bu bir dinsel özgürlük ise Müslümanlar pekala baskı altında yaşadıklarını ve özgürlüklerinin kısıtlandığını ileri sürebilirler. Bu ayrımı yapmaksızın, din kavramının sınırlarını belirlemeksizin yapılan bu türlü çalışmalarda yazar hakkında şu iki seçenekten birisi geçerlidir; bir üçüncüsü yoktur:

  • Yazar bu çalışmayı yapma yetkinliğine sahip değildir. Gerekli anlambilim, toplumbilim, tarih ve felsefe altyapısından yoksundur.
  • Yazar anlam bulanıklığının ve kavram karmaşasının ayırdındadır ve bunu kasıtlı olarak sürdürerek kendi çıkarına hizmet ediyordur.

Raporda deniyor ki, “din veya inancı açıklamama hakkı vardır, bu yüzden nüfus kayıtlarında yer alan din alanı kaldırılmalıdır.” (sayfa 11)

Aynı raporun aynı yazarca yazılmış bir başka yerinde deniyor ki: “Din veya inancını değiştirme özgürlüğü din ve vicdan özgürlüğü hakkının merkezinde yer alır ve sınırlanamaz.” (sayfa 10)

Yine aynı raporun aynı yazarca yazılmış bir başka cümlesi: “İnancına aykırı davranmaya zorlanmama hakkı vardır.” (sayfa 12)

Arka arkaya dizilen bu kuralları alt alta yazıp topladığımızda ne çıkıyor? Örneğin ben inancıma aykırı davranmama özgürlüğümü kullanarak askere gitmemem, vergi de ödememem gerektiğini savunuyorum. Hükümet şaşırıp “bu hangi din?” diye soruyor. Ben dinimi açıklamama özgürlüğümü kullanarak açıklamıyorum. Böylece yüklü bir miktar vergi ödemekten kurtuluyorum. Daha sonra açıklamadığım dinimi değiştirme özgürlüğümü kullanarak bir başka dine geçiyorum ve onun avantajlarından yararlanıyorum. Raporun savunduklarını toplarsak ortaya bu çıkıyor. Yazar bizden ne istiyor sorusunun yanıtı budur. Yukarıdaki senaryonun olası bütün sonuçlarına razı olmamızı istiyor. Askere gitmeme, üstelik bedelli askerliği de reddetme, yani parasını da ödememe özgürlüğünü savunuyor (sayfa 12). Yani yazar aslında iki sözcük üzerinden yola çıkarak “toplumsal parazit olma hakkı”na ulaşıyor. Bu saçmalığa getirilebilecek sınırlama elbette kavramların doğru düzgün tanımlanmasıyla başlar.

Raporu okumayı sürdürüyoruz:

“Mardin Protestan Kilisesi’ne saldıran … şüpheliler ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmıştır.” (sayfa 18, papazdan alınan bilgi)

Mine yıldırım elbette tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakılma ile suç işlemi yapılmaması veya davadan beraat etme arasındaki farkı bilmeyecek kadar cahil değildir. İster inanın, ister inanmayın, Türkiye’de pek çok gazeteci bu farkı bilmez. “Mahkeme dayakçıyı /tecavüzcüyü serbest bıraktı!” başlığını çok sık görürsünüz. Gerçekte ceza davası başlatılmış ancak hakim tutuklu yargılamaya neden olmadığı için davanın tutuksuz görülmesine karar vermiştir. Ahlaktan yoksun sayfa editörleri bu başlığı kasıtlı olarak atarlar çünkü cahil okurun bunu beraat etmeyle karıştırmasını ve galeyana gelmesini isterler. Teknik olarak editörü yalan habercilikle suçlayamazsınız ama elde ettiği sonuç aynıdır. Yazar kiliseye saldıranların hakkında dava açıldığını söylemeyerek serbest bırakma ifadesinin bulanıklığına sığınıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Gayrimüslimlere saldıranları cezasız bıraktığı izlenimi yaratıyor.

Rapordan. Kilisenin önüne bırakılmış çöpler.

Dr. Mine Yıldırım bu ve benzer birkaç korkutma girişimini ve birkaç duvar yazısını listeliyor. Bir Yahudi mezarlığının “duvarının yıkılmış, kapısının kırılmış ve bazı mezar taşlarının kırılmış olduğunu” bildiriyor ve bunu nefret suçu sayıyor. Mine Yıldırım Türkiye’de yaşamıyor olmalı çünkü sayısız Müslüman mezarlığı bu durumdadır ve kimse “İslam’a saldırı” diye yaygarasını yapmaz. Mezar taşları kaliteli mermerdendir ve bu yüzden mezar hırsızlığı diye bir meslek vardır. Yazar kilisenin önüne bırakılmış çöp torbalarını da nefret suçu sayıyor[1]. Vergi mükellefinin parasıyla onarılan ama cemaati olmadığı için kapalı kalan, kapısı açılmadığı için duvardan sayılan kiliselerden olması yüksek ihtimal. Yazar şöyle buyruk veriyor:

“İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı din veya inanç temelli nefret suçlarını izlemeli, raporlamalı ve önleyici önlemler almalıdır.”

Dikkat edin, ülkenin polisi ve mahkemesi suç gerçekleştiğinde bunu zaten cezalandırıyor. Raporda bunun aksi bir örnek verilmiş değil. Gayrimüslim tapınaklarının olduğu sokaklara fazladan MOBESE konuyor. Buna karşın yukarıdaki talep ne anlama geliyor olabilir? Polis duvara yazan çocukları mı izlemeli acaba? Kasıt bu değildir. Kasıt, hükümetin interneti ve kişilerin özel yaşamlarındaki iletişimi izlemesidir. Çünkü Yıldırım’ın akıl hocası olan ve parasını ödeyen AB ülkeleri tam olarak bunu yaparlar.

Rapor yalnızca Gayrimüslimlere çalışıyor değil elbette. Mine Yıldırım Müslümanları da düşünüyor:

“Kadınlar için camilerde ibadet yerlerine erişim için gerekli koşullar oluşturulmalı kadınların cami cemaatinin bir parçası olarak kararlara katılımı için önlemler alınmalıdır.” (sayfa 14)

Şimdi başta ne demiştik, bu çalışmaya Türkiye’de “eşitsizlik” ve “haksızlık” olduğu önyargısıyla başlanmıştır (“önyargıları kıralım!”). Yazar, kadınların camilere girmek isteyip de alınmadıklarını üstü örtülü olarak öne sürüyor. Bu sav iki önerme içerir:

  • Kadınlar camilere girmek istiyorlar.
  • Kadınlar camilere alınmıyorlar.

Ne var ki raporda bu iki önermeyi de kanıtlayan herhangi bir bulgu, belge bulamıyoruz. Tıpkı imar yapılırken Gayrimüslim tapınakları için yerler ayrılmadığını ima ettiği (sayfa 22) gibi, yazar var olmayan bir talebin karşılanmasını istiyor. Talebin var olmadığını rapordan çıkarsıyor değilim elbette. Bunun eleştirel okumanın dışında bir şey yapıp bilgi edinmem gerekiyor. Evet, her camide kadın odası bulunmadığını biliyoruz. Ama kadınların cami kapılarında perişan oldukları ve ibadet aşkının kursaklarında kaldığı gibi bir durum da yok. Norveçli okurlar bunu bilmezler elbette…

Yazar, var olmayan taleplerin karşılanmadığını iddia etmeyi sürdürüyor:

“Kamu ve özel sektörde çalışan bireylere resmî olarak tanınan dinî bayramlar dışındaki dinî bayramlarda ve özel günlerde izin kullanma hakkı tanınmalıdır.” (sayfa 28)

Dr. Mine Yıldırım eğer Türkiye’de yaşıyorsa (raporun Türkçe olması dışında bunun bir belirtisini göremedik) Gayrimüslimlerin memur olmak gibi bir geleneklerinin ve niyetlerinin olmadığını bilir. Şimdi raporun başına dönelim ve dinin tanımını yapmadığını hatırlayalım. Dinin tanımını yapmadığınızda yukarıdaki talebin ne anlama geleceğini kestirebiliyor musunuz? Bir vergi memuru “Ben patates dinindenim, bizde Mart ayı komple kutsaldır ve tatildir” dediğinde hükümet bu talebi ne hakla geri çevirecek? Bir Hristiyan memur için Noel, Paskalya, Azizler Yortusu, Aziz Valentin Günü ve her haftanın Pazar’ı; bir Yahudi memur için Fısıh, Roş Aşana, Kefaret Bayramı ve her haftanın Cumartesi’si tatil edildikten sonra patates dininin kendine özgü tatiller listesi de eklenecek mi? Yahudi tatillerini yaptıktan sonra bir memur din değiştirme özgürlüğünü kullanarak Ramazan ve Kurban Bayramlarından, ardından patates tatillerinden de yararlanabilecek mi? Uzatmaya gerek yok. Buradaki mantık hatası bellidir ve bu tartışmanın din, özgürlük gibi bulanık terimler ve ezberler üzerinden yürütülemeyeceği açıktır. Zaten bu tartışmayı yapmanın yeri bu sayfalar değildir. Ben yalnızca tanımların bulanıklığının nereye varabileceğini gösteriyorum. Aynı belirsizlik şurada da geçerli:

“İbadetlerde geleneksel olarak kullanılan dillerin eğitim ve öğretimi için kamu kaynaklarından ayrımcı olmayan bir şekilde kaynak sağlanmalıdır.” (Ermenice, Rumca, Arapça, Süryanice ve Kürtçe’yi kast ederek sayfa 30)

Ben de “din özgürlüğümü” kullanarak ibadetlerimi Çince yapmak ve bundan dolayı ücretsiz Çince dersleri almak istiyorum. İbadetin tanımı yapılmamış, herhangi bir Çince metni alıp bunu ibadet metni olarak sunarsam hükümet bunu sorgulamadan kabul etmek zorunda…

Ama raporun yanlı ve yanıltıcı bakış açısı bu kadarla da kalmıyor. Çünkü Gayrimüslim okullarında ve Gayrimüslim en az bir öğretmenin çalıştığı okullarda Hristiyan veya Yahudi bayramlarının tatil olduğu bilinir. Okulların kiminin internet sitesinde program açıktır, bakabilirsiniz. Yazar “Eğitim kurumlarında hazırlanan sınav programları Türkiye’deki din veya inanç çeşitliliğini dikkate almalıdır” (sayfa 28) diyerek bu gerçeğin üzerini örtüyor. Okur bu gerçekten habersizse raporu okuyarak yine habersiz kalıyor. Okurun bu gerçekten haberi varsa metni buna göre yargılaması gerekiyor. Norveçli okur yanıltıldı, yapacak bir şey yok. Türk okur eleştirel basın okuryazarı olsun ki yanıltılamasın.

“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ilişkin anayasal zorunluluk kaldırılmalıdır. Ders zorunlu olacak ise, dinler hakkında nesnel ve tarafsız bir ders niteliğine kavuşturulmalı ya da insan hakları standartlarıyla uyumlu bir muafiyet mekanizması oluşturulmalıdır.” (sayfa 37)

Bu dersin zaten zorunlu olmadığını ve yazarın kırmızı harflerle yalan söylediğinin üzerinde durmayacağım. Asıl konumuza dönelim. Yazar tanım yapmadığı için “dinler hakkında nesnel ve tarafsız” bir ders verilmesinin mümkün olduğunu varsayıyor. Konuyla ilgileniyorsanız, eleştirel okuma çalışmanızdan arta kalan zamanınızda dinlerin tanımını bulmaya veya yapmaya çalışmanızı öneririm. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine karşı olan yazarların asla işin ahlak bölümüyle ilgilenmediklerine ayrıca dikkatinizi çekerim. Nesnellik talep ederken hangi ahlaka dayanarak talep ediyorlar? İşte o ahlakın öğretilmesi gerekmiyor mu? “Yazar bizden ne istiyor?” sorusunun ötesinde bir de “Yazar ne istediğini kendi biliyor mu?” sorusu var ki, bu sayfaların konusu değildir. Felsefe yönünde adımlar atmayı gerektirir. Ama eleştirel düşünme eğitimi felsefeye atılan koca bir adımdır zaten. Bu yüzden elinizi korkak alıştırmayın.

“Son yıllarda Noel (Doğuş Bayramı) dönemlerinde yeni yıl kutlamaları, hediye alışverişi, Noel ve Noel Baba üzerinden dezenformasyona dayalı protesto, kampanya ve medyada yer alan söylemler giderek artmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. […] Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yer alan kurum ve yetkililerin okullarda “milli değerlerimiz” arasında yeri bulunmayan yeni yıl kutlamalarının yapılmaması ve ‘Çocuklara Noel’i anımsatacak herhangi bir etkinlik yapılmaması’ yönünde talimatları dikkat çekicidir.” (sayfa 26-27)

Bakın “din özgürlüğü” raporunda yazar bizden ne istiyor: Müslüman kesimin kendi yoldaşlarına, Müslümanlık dini bağlılarına Hristiyan bayramını kutlamaması çağrısı yapmasının din özgürlüğüne aykırı olduğuna inanmamızı istiyor. Anladınız mı? İsterseniz bir durun ve yazarın bizden ne istediğini sindirmeye çalışın…

İsterseniz ben size yardımcı olayım. Yazar, Müslümanın Müslümana “Ey Müslüman, Hristiyan gibi olma, Müslüman gibi ol” demesini din özgürlüğüne aykırı bir davranış sayıyor! Hani Hristiyan yurttaş Hristiyan yurttaşa “Ey Hristiyan! Ramazan bayramı kutlama, sen Hristiyansın, Hristiyan gibi ol” dese din özgürlüğüne aykırı mı olacaktı? Yoksa bu tam da din özgürlüğünün kullanılması mı olacaktı? Yine başa dönmek ve ne dinin ne de özgürlüğün tanımının olmadığı yerde bu gibi hava kaçırmaların kaçınılmaz olduğunu söylemek zorundayım.

Eleştirel okurun benim bıraktığım boşluğu fark edebilmesi için bunu sona bıraktım. Saldırganların serbest bırakıldığı bilgisinin kilise papazından alındığını hatırladınız mı? Raporda örneklenen bütün nefret suçları bu şekilde. Yazar papazların hiçbir iddiasını, basının hiçbir haberini polise veya adliyeye giderek doğrulamamış. Bütün haberleri ve iddiaları doğru kabul ederek bir rapor hazırlamış. Bu eleştirel okumada bir kırmızı bayraktır. Şimdi de bu rapor doğru kabul ederek haberi yapılıyor. Örneğin bir Yahudi gazetesi raporda işaret ettiğim sorunları görmezden gelerek haberini yaptı: http://salom.com.tr/haber-111235-din_ozgurlugunde_duzeltilmesi_gereken_alanlar_var.html Döngüyü görüyor musunuz? Gazeteler doğru olup olmadığı bilinmeyen, sınanmayan haberler yapıyorlar; bu haberleri birileri toplayıp rapor yapıyor ve bir iddiada bulunuyor; sonra bu iddia aynı gazetelerce yeniden haber yapılıyor! Bu haberin de bir sonraki “nefret suçu” raporuna veri olarak gireceğine emin olabilirsiniz. Basın-yayın sektörünü takdimimdir.

Ve yazıyı bitirirken insan ağzından çıkan sözün bağlamsız olmayacağını, hiçbir sözün bağlamından bağımsız anlam kazanmayacağını anımsayalım. Bu raporun geniş bağlamı, Türkiye’de özellikle AKP döneminde her köşeyi sarmış, her toplumsal yarığa kıvrılıp sokulmuş olan ve parası Avrupa’dan gelen sivil toplum kuruluşlarının kurduğu ağdır. Mustafa Yıldırım’ın Sivil Örümceğin Ağında kitabı, bu ilişkiler ağını görmek ve tanımak için iyi bir başlangıç noktasıdır. Eleştirel okuma çalışmanızdan arta kalan zamanda incelemenizi tavsiye ederim.

 

Raporun yazarı hakkında (bilgileri yukarıdaki incelemeyi yaptıktan sonra topladım):

Yazar Mine Yıldırım, uluslararası ilişkiler mezunu. Yüksek lisansını ve doktorasını Avrupa’da yapmış. Türkiye’de inanç özgürlüğü olmadığını savunan bir tezle doktorasını almış. Yazıyı yazdığım tarihte internet sitesinde “hakkında” sayfası çalışmayan İnanç Özgürlüğü Girişimi’ni kurdu. Aynı zamanda hayvansever olan yazar düzenli olarak Bianet’te yazıyor. Sabancı Üniversitesi’nin Koç Holding’in desteğiyle kurduğu ve Tekfen, Zorlu, Vodafone, Elginkan, Borusan, Aydın Doğan gibi isimlerin desteklediği Eğitim Reformu Girişimi’nde danışmanlık yapıyor. Eğitim Reformu Girişimi, Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin sakıncaları ile ilgili raporunu Açık Toplum Vakfı’nın yardımıyla hazırlamış. Eğitim Reformu Girişimi’nin kurucusu Üstün Ergüder, Türk Demokrasi Vakfı’nın ve TESEV’in mütevelli heyetlerinde yer almış. Pek çok TESEV üyesinin Soros’la ve Bilderberg’le ilişkisi var. Burada sayılan bütün kurumların TÜSİAD’la yakın ilişkisi var. Mine Yıldırım 2016 yılında Stefanus Ödülü’nü almış. Ödül, Mısır, Nijerya, Pakistan, Irak ve Türkiye gibi ülkelerde dinsel azınlık haklarını savunanlara verilmiş.

Not: Bundan sonra caminin önüne bırakılmış bir çöp torbası görürseniz Dr. Mine Yıldırım’ı arayıp haber verin. Kendisinin verdiği tepkiyi bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

 

Dipnotlar

[1] Herhangi bir arama sitesinde iki saniyede ulaşabileceğiniz bir haber: https://www.mynet.com/cami-onune-cop-ayibi-tepki-cekiyor-180100104910 Buna da “İslamofobi” mi diyelim?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s