Sözcükler – 3: Basının Sözcük Cambazlıkları

2013 yılının Haziran ayında Türkiye’de benzeri görülmemiş kalabalık protesto gösterileri ve türlü yürüyüşler yapıldı. Ana akım basın alnına hiç çıkmayacak kapkara bir leke sürerek altı gün boyunca olayları haber yapmadı. Salt bu davranış bile toplumun bütün bir basın olgusunu sorgulamasına, paradigmaları keşfetmesine, zihnindeki taşları yerinden oynatmasına, gençlerin meslek seçimlerinde bir kırılmaya yol açmasına yeterdi. Ne yazık ki sağkalım mekanizmaları iyice zayıflayan toplum vermesi gereken tepkinin onda birini veremedi. Bir ülkede darbe olduğunda bütün seçilmişler, vekiller dağıtılır. 2013 Haziran’ında toplumun yasal ve/veya ahlaki yaptırım gücünün bütün ana akım Türk basınına yaptığı işten el çektirmesi ve hem basın kavramıyla, hem basın tüketicisinin koyunları andıran davranışıyla hesaplaşmaya girmesi gerekirdi. Olmadı. Bu büyük suçu cezalandırmadığı için Türk toplumu cezasını çekiyor ve bugün basından daha büyük, daha örgütlü yalanlar işitiyor.

Konuya gelirsek, gösterilerin haberi yapılmaya başlandıktan sonra basının sözcük seçimleri iyiden iyiye dikkat çekmişti. Bunlara örnekler vereceğiz.

“Olay çıkarmak, olay çıkması”

Çok bulanık anlamlı bir ifadedir. Bir kişi veya grup bir başkasına saldırdığında basın bu açık ve net saldırıyı bir duman bulutu arkasına gizlemek istiyorsa “A, B’ye saldırdı” demek yerine bu ifadeyi kullanır. Örneğin kendi halinde dövizler taşıyan ve ayakta durup sloganlar atan veya validen iznini almış olarak yürüyen bir gruba polis saldırdığında, haber editörü polisin yaptığını örtmek için bunun adını “olay çıktı” olarak koyar. Ne yaptığını bilen ve bunu kasıtlı yapan editörler bu ifadeyi o kadar normalleştirmişlerdir ki, bir futbol maçında oyuncular arasında kavga çıktığında maç sunucusu bunu “olaylar…” diyerek anlatabileceğini sanır. Anlamlı bir şey söylemiş sayar kendini.

Hürriyet

 

“Yasadışı örgüt”

Hangileri bunlar? Adları verilmediği sürece büyük olasılıkla düzmecedir. “Yasadışı örgüt sloganları” atanların attıkları sloganı işitebildiğine göre muhabir bu sloganı bize doğrudan iletmelidir. Yasanın içinde mi, dışında mı olduğuna bırak okur karar versin. Basının size geri zekâlı muamelesi yapmasını istemiyorsanız bu ifadeleri görmezden gelin. Metindeki somut, doğrulanabilir bilgiyi almaya çalışın.

Haber7

 

“Yasadışı slogan /afiş /pankart /döviz”

“Kahrolsun faşizm” sloganının yasadışı olduğunu size söylemeye yüzü olmadığı için böyle demeyi tercih eder. Pankartta “Biji Apo” da yazıyor olabilir. O halde en iyisi bize ne yazdığını doğrudan iletmek. İçine, dışına biz karar verelim.

“Çatışma çıktı”

İki grup arasında veya gösterici grupla polis/jandarma arasında çıktığında genelde böyle der. Yazar göstericiyi destekliyorsa ve ilk çatan gösterici ise çatışma çıktı der. Yazar göstericilerden tiksindirmeye çalışıyorsa ve ilk çatan polis/jandarma ise çatışma çıktı der. “Valla dikkatli bakmıyordum, nasıl başladığını göremedim” demek utanç verici olduğu için öyle demez. “Şu, öbürüne çattı” demek dürüst habercilik olacağı için öyle de demez. Taraflardan birisi çatıyor, öbürü kaçıyor bile olsa eylemin işteş kipini kullanabilir, çatmaların karşılıklı olduğunu düşünesiniz diye. Düşünmenizi istediği şeyi düşündürtmeye çalışır.

Ntv

 

“Polis müdahalesi”

Bolca okur ve duyarız. Sözcüğün Türkçesi karışmaktır. Özel bir terim değildir, teknik bir anlamı yoktur. Polis yürüyen bir kalabalığı durdurmak isterse barikat kurar ve edilgen olarak durdurur. Bunu hemen hiçbir gazeteci “müdahale” olarak tanımlamıyor. Oysa yürüyenin yürümesini durdurmak bir karışma biçimidir. Asıl sıkıntı, polis saldırdığı zaman buna da müdahale denmesidir. A kişisi B kişisine saldırdığında ona karışmış olmaz, ona saldırmış olur. Editör kullanacağı sözcüğü seçerek okurun tepkisini yönlendirmeye çalışır. Bir de “sert müdahale” acayipliği vardır. “Sert karışma” diye bir şey olmaz. Yanına bir sıfat geldiğinde sözcük seçiminin yanlılığı hemen ortaya çıkıverir. Bu kavram futbolcuların arasında doğru olabilir; oyunun kuralı sürekli birbirine müdahale etmektir zaten. Ama gösteri, yürüyüş, miting gibi toplantılara “karışılmaz”. Katılınabilir, dağıtılabilir, durdurulabilir, hepsi gözaltına alınabilir, saldırılabilir; bunlar doğru sözcüklerdir.

İçerikte doğru sözcükler, başlıkta yanlış.

 

“Güvenlik güçleri”

Ortada tek bir güvenlik gücü (örneğin yalnızca polis veya yalnızca jandarma) varken bu sözcük kullanılıyorsa yazar bize bu kişilerin görevlerini anımsatma gereği duyuyor olabilir. Öbür örnekler kadar olmasa da kimi zaman yanlı bir kullanım olabilir.

Türkiye

 

“Orantısız güç”

Bu ifade yalnızca birbirine güç uygulayan iki tarafın varlığında doğru olabilir. Bunlardan birinin uyguladığı güç, ötekinin uyguladığı güce göre çok daha fazla ise orantısızlıktan haklı olarak söz edilir. Dikkat etmemiz gereken durumlar şunlardır: Taraflardan biri ötekine hiç güç uygulamıyor olabilir. Taraflardan biri ötekine orantılı güç uyguluyor ama bu yazarın işine gelmiyor olabilir.

Evrensel. Bu örnekte güç oranı: 1/0 = Sonsuz? Aşırı güç veya gereksiz güç denmelidir.

 

“Provokasyon”

Türkçesi kışkırtmadır. Kalabalıkların arasına sızan, o grubun bir anlamda münafığı olan ve o grubu yıkıcı niyetler güden, çirkin işler yaparak bütün bir grup hakkında kötü izlenimler oluşturmaya, onları suç işlemeye teşvik eden kişilere “ajan provokatör” denir. Provokatör sözcüğünün bunun kısaltması olarak kullanılması yanlıştır. Bir gösterici kalabalığın içinde olup polise taş atmak ajan provokatörlük değildir. Böyle kullanıldığı zaman şöyle saçma sözler işitiriz: “Bize taş attılar, provoke ettiler, biz de müdahale ettik.” Yani polis şefi “Bizi kışkırttılar, gaza gelip saldırdık” mı demek istiyor? Belli değildir, ciddiye alınmamalıdır.

Yeni Şafak

 

“Entegrasyon-asimilasyon”

Efsane ikili… Bu ikiliyle ilgili yüzlerce sayfa yazabilir, günlerce konuşabiliriz. Belki ileride örneklerini işleriz, şimdilik şunu söylemekle yetinelim: Yazar, göçmenin yeni toplumuna veya azınlığın geniş topluma uyum sağlamasını istiyor ise entegrasyon, istemiyor ise asimilasyon sözcüğünü kullanır. Pratik olarak ikisi de aynı şeydir. Türk işçisinin Almana benzemesi, Suriyeli sığınmacının Türk’e benzemesi, İspanya’dan kaçıp sığınan Sefarad Yahudisinin Türk gibi yaşaması entegrasyon veya asimilasyondur. Herhangi bir dilde “entegrasyon mu asimilasyon mu” diye arama yaptığınızda kafası karışık veya çarpıtma dolu binlerce yazı bulursunuz. Yazarın kendi bakış açısını somut farklılıklara, haklı gerekçelere işaret etmeden size aşılamasına izin vermeyin.

Deutsche Welle; Fikriyat

 

“Şiddet”

İngilizce ve Fransızca “violence”in karşılığı olarak sertlik veya zorbalık sözcüklerinin kullanılması gerekirdi. Şiddet yanlış çeviridir. Şiddetli geçimsizlik, şiddetli ağrı, şiddetli duygusal sarsıntı benzeri tamlamalarda hızlı bir hareket, darbe, bedensel temastan kaynaklanan bir acıdan söz edilmez. Çevirilerde yanlış karşılık seçildiği ve politik söylem bu yanlış sözcük üzerinden üretildiği için “duygusal şiddet”, “sözel şiddet” gibi olanaksız, oksimoron, saçma kavramlar ortaya çıkıyor ve sözcük artık yerleştiği için bu kavramların saçmalığı göze batmıyor. “Sözel zorbalık” dendiğinde herkes saçma bir söz söylendiğini fark ederdi. Bu yanlış, yanlış olarak kalacaktır. Hatta yanlış kök salıp büyüyecektir çünkü belli bir politik gündeme, belli bir ideolojiye hizmet eder. Yazarın sözcüğü kullanışına dikkat edin. “Duygusal, sözel, psikolojik zorbalıktan” söz etmiyor, can yakmak anlamında kullanıyorsa yazarın hatası çeviri yanlışıyla sınırlıdır. Yok, bu saçma sıfat tamlamalarını kullanıyorsa ya ne dediğini bilmiyordur ya da okuru aptal yerine koymaya, kafasını karıştırmaya çalışıyordur. Ya yetkin değildir ya da art niyetlidir.

ailevecocuk.net
Site feminist olmamasına karşın feminizmin sözcük seçimlerinin ve diğer aşılamaların etkisi altında.

Sözcükler – 3: Basının Sözcük Cambazlıkları” üzerine bir yorum

  1. Güzel yazı. Okurken “daha” sözcüğünü anımsadım. Bu kadar basit bir sözcüğün bile içini boşaltmayı başaran bir basınımız var. Bir karşılaştırma anlatması gereken bu sözün kullanımına dikkat edin. %90’ı karşılaştırma yapmaz, ama o izlenimi veren örtülü anlamlar üretir. “Daha etkin”, “daha demokratik”, daha beyaz”, hatta “daha fazla” gibi sözler, ” -dikkat edin- “ne”den daha olduğunu gizlerler. Kolay olsun diye reklam metinlerinden örnek vereyim. “Daha fazlasını iste” diyen reklam, “de”den daha fazlasını istememi önermekte, belirsizdir. Siyasi veya tüketimle ilgili düşünce ve tercihlerimizi yönetmelerine izin vermemek için “anlam” dünyamızın geliştirilmesine gereksinimimiz var.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s