Sözcükler – 2: Anlamsız Sözcükler

Sözcüklerle düşünürüz. Sözcükler olmadan düşünebilmek de olanaklıdır ancak sözcükler süreci hızlandırmaya, berraklaştırmaya, izlemeye ve gözden geçirmeye yararlar. Uygar insanların çevrelerinde çok türlü nesne, sistem ve yapı bulunduğu ve bunlara yenileri eklendiği için uygarlaşmaya koşut olarak sözcük dağarcığı genişler.

Genişleme gibi sözcüklerin anlamlarındaki değişme de süreklidir. Türkler bin yıl önce “kandırmayı” ikna etme anlamında kullanırlarmış. Bugün dağarcıklarına “ikna etme” sözü eklendiği için kandırmanın anlam kapsamı daralarak neredeyse yalnızca “aldatma” anlamıyla sınırlı kalmış. Bu çok yavaş ilerleyen ve bir-iki kuşak içinde sezilemeyen, dolayısıyla yıkıcı olmayan bir süreçtir. Daha doğrusu şöyle demeliyiz: Yavaş ilerlediği sürece yıkıcı olmayan bir süreçtir. Yaşamdaki değişimlerin doğal olmayan, yani tek tek bireylerin ve toplumun kolektif bilgi işleme kapasitesini, yani anlama ve yeniden üretme kapasitesini zorlayan yüksek bir hıza çıkmasıyla birlikte sözcüklerin anlamındaki kayma, takip edilemeyen hızlara çıkabiliyor.

Bu durumda karşınızda sizinle aynı dilin aynı sözcüğünü kullanan kişinin kast ettiği ile sizin anladığınız, sizin kast ettiğiniz oluş karşıdakinin kafasında canlandırdığı oluş farklı olabiliyor. Yersiz kullanımı yaygın olan sözcüklerde bu durum daha belirgin oluyor. Eleştirel düşünme ve okuma alışkanlığı edinmek isteyen kişinin gerektiğinde her bir sözcüğün üzerinde ayrı ayrı durması gerekebilir. Bir metinde anlamı belirsiz sözcükler odak noktasında bulunuyor ise eleştirel okurlar olarak metni bunu aklında tutarak okumalıyız. Çünkü metnin ana fikri, yazarın okurdan ne istediği gibi soruların yanıtı, bu bulanık sözcüklerin bizim ve başkalarının zihninde karşılık geleceği farklı anlamlara göre biçimlenecektir.

Şifreli konuşmak veya gizli göndermeler yapmak edebi sanatlardır. Bu sanatlar bilinçli ve ayarlı uygulandığında sonuç alınır. Ama anlam bulanıklığı nedeniyle aynı metni farklı biçimlerde anlamak mümkün olduğunda veya daha kötüsü, metni anlamak imkansız olduğunda yazar gözü kapalı ateş etmiş gibi olur. Bir başka olasılık ise sözcüğün her toplum kesimindeki farklı karşılığını yazarın bilmesi ama benim bilmememdir. Bu durumda ben metinden herkesin benim anladığım şeyi anlayacağını (veya herhangi bir şey anlayacağını) sanır ve yanılırım. Böylece yazarın bizden ne istediği sorusunu yanlış yanıtlamış olurum. Bu türlü kullanımlar tekil olarak veya bütün metin bağlamı içinde belirsiz anlam safsatası oluşturmaya adaydır.

Bir sözcüğün anlamını yitirmesine neden olan etkilerden biri de anlam doygunluğudur.[1] Bir sözcüğü arka arkaya yinelemek geçici anlam kaybına neden olur. Bu etkiye benzer bir etki geniş zamanda da gözlenmektedir. Çevremizde sık yinelenen sözcükler, özellikle olumlu veya olumlu anlam yüklü sözcükler, sıfatlar, yaratması beklenen algıyı yaratmamaya başlarlar. Başarılı ve isabetli iletişim gerçekleşmemeye başlar. Büyük can kayıpları yaşandıktan sonra söylenen “acımız büyük” bunlardan biridir; kimse sözcüklerin gerçek anlamını dikkate almaz. “İndirim” bir başkasıdır, vitrinlerde ve alışveriş sitelerinde sürekli asılıdır. Kötü işyerlerinde “acele” sözcüğü çalışanlarda hiçbir tepkiye yol açmaz çünkü acele olmayan iş yoktur. Sanki sütün sentetiği de oluyormuş gibi yoğurdun “doğal” olduğunu söylemek ancak üreticinin art niyetini belli eder. Bu sözcüklerden kimisi artık yalnızca okuyucuda olumlu bir izlenim yaratmak için veya ürkütmek için kullanılmaya başlar; sahip olduğu anlamı aktarmak için değil. Bu türlü kullanımlar duyguya başvurma safsatası oluşturmaya adaydır.

Bir miting alanında binlerce ayağın altında ezilerek tanınmaz hale gelen bahtsız bir bitki gibi, veya konduğu her yüzeyde ayrı renk alan bir bukalemun gibi olan sözcüklerden bir kaçını listeleyeceğim. Bu sözcükleri okuduğunuz metnin içinde odak noktaya koymamaya çalışmanızı, metni bu sözcükler olmadan anlamanın yollarını aramanızı tavsiye ederim. Bu sözcüklerin yersiz kullanımı her düzeyde yaygındır. Metin, bu bulanık anlamlı veya sıfır anlamlı sözcüklere yaptığı yatırım ölçüsünde değerinden kaybeder. Kitap, tez, yasa gibi metinlerde başlangıçta somut, berrak tanımlarının yapılmış olması durumları hariçtir. Ama bu çok enderdir.

Örneklerin her birindeki anlam kayması veya yitiminin kendine özgü bir öyküsü vardır. Her birine ayrı ayrı çalışılması, sözlük ve ansiklopedi taranması gerekebilir. Bu liste tam bir liste olması amaçlanarak hazırlanmamıştır. Siz de önerilerinizi bildirebilirsiniz.

 

Teknoloji

Teknolojinin anlamını artık çoğu kişi bilmiyor. Yeni kuşak ise hiç bilmiyor. Basın ve reklamcılar sağ olsun, her yeni telefon modelini teknoloji sözcüğünü kullanarak tanıttığı için sözcük artık “elektronik tüketici ürünleri” veya “ürünlerin yeni özellikleri” anlamında kullanılıyor. Oysa sözcüğün anlamı bambaşkadır. Bir meyve ağacının nasıl budanacağı bilgisi teknolojidir örneğin. “Daha teknolojik” ifadesi anlamsızdır. Bunun yerine “ileri” veya “geri” ifadeleri kullanılabilir. Dokunmatik ekranlı bir otomobil, düğmeli kumandalara sahip bir otomobilden “daha teknolojik” değildir. Sadece farklı bir teknoloji kullanılmıştır.

Sürdürülebilirlik

Teknoloji gibi, moda olduğu için ilgili ilgisiz herkesin yerli, yersiz ayırt etmeden, düşünmeden kullandığı bir sözcük olmuştur. Sözcük “sürdürülebilen her şeyi” anlatmaz. Kaynak kullanım biçimlerini, inşa veya dönüştürme etkinliklerini anlatır. “Bu ilişki sürdürülebilir değil” gibi bir cümle gülünçtür. “Bu ilişkiyi sürdüremeyiz” denmesi gerekir. Batı’da ve bizde politikacılar bu sözcüğün ırzına geçmiştir. İkisi de fosil yakıt olan motorin ile doğalgazdan birinin daha sürdürülebilir olduğuna inanmamızı bekleyen belediye başkanları ve STÖ yöneticileri vardır.

Lüks

Emek harcamadan, katma değer üretmeden para kazanmanın kabullenildiği zamanımızda emlakçı dediğimiz kişiler bu sanatı en iyi icra edenlerdendir. Bir eve gömme dolap veya baskılı seramik eklemek emlakçıya göre o evi lüks yapmaya yetmektedir. Oto galericilerinde bulunan bütün otomobiller lükstür; aynı zamanda “temizdir”, “muhayyerdir” ve “emsalsizdir”. Sözcüğün toplumun genelindeki kullanımı da anlamsızlaşmıştır. Bir ürünün en yalın sürümünün üzerinde, fazladan donanıma sahip her sürüme “lüks” denmeye başlanmıştır ki yanlıştır. İhtiyaç karşılamanın ötesine geçmiş, şımartıcı düzeydeki bolluğa, zenginliğe ve niteliğe lüks denir. Tek bir sosyal medya sitesini izlemek dışında hiçbir iş için kullanılmayan, böylelikle sahip olduğu yeteneklerin onda dokuzu boş duran akıllı telefon lükstür. Öte yandan spor amaçlı kanoya binmesi bir kişinin lüks bir yaşantıya sahip olduğu anlamına gelmez.

Modern

Tarihsel ölçüte göre yapılan bir karşılaştırma ve nitelemedir. Sözlükler “çağdaş” karşılığını verse de uygun karşılık “çağcıl”dır. Bir şeyin modern veya geleneksel olması onun iyiliğini veya kötülüğünü gösteren bir değer veya derece değildir. Benzer olarak bir şeyin yeni veya eski olması onun iyi veya kötü olmasından bağımsızdır. Ne yazık ki anlamı dışındaki kullanımla modern sözcüğü ve modernleşme, modernizasyon gibi türevleri reklamcıların, şirket yöneticilerinin, politikacıların ve gazetecilerin ağızlarına sakız oldu ve salt olumlu çağrışımlar yaptırıcı joker sözcüklere dönüştü. Bir parkta akkor lambaları söküp LED lamba takmak modernizasyon değildir. Modern yönetim anlayışı iyi yönetim anlayışı anlamına gelmez. İstanbul’un modern bir kent olması onu daha yaşanır kılmaz.

Küreselleşme

“Hızla küreselleşen dünyamızda” önüne gelenin derdini anlatmaya bu klişeyle başlaması küreselleşme değildir; olsa olsa tektipleşme olur. Var olmamış, henüz gerçekleşmemiş bir küreselleşmeye göndermede bulunarak bu küreselleşmeyi gerçekleştirmeye çağırmak yaygın bir söylemdir. Örneğin okullarda tablet veya bilgisayar kullanılmasının küreselleşmeyle hiç bir ilgisi yoktur, böyle savunulamaz. Eleştirel okur tuzağa düşmemelidir. Ayrıca kürenin küre biçimli olduğu da unutulmamalıdır. Gazetelerin dün ABD’de ne olduğunu yazması küreselleşme değildir. Gazetelerin ABD ile birlikte Avrupa’da, Afrika’da, Çin’de, Filipinler’de ne olduğunu yazması belki küreselleşme sayılır.

Laiklik

Oldukça teknik bir terimdir. Batıda çoğunlukla “sekülerlik” olarak kullanılır. On Dokuzuncu Yüzyıl sonlarında ve Yirminci Yüzyıl başlarında bilim ve politika yazınında sözcüğün anlamı Türkiye’ye özgü bir sekülerlik biçimi olarak belirginleşmiştir. Ne var ki “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” gibi isabetsiz ve yanıltıcı tanımlar zamanla anlamın yitmesine neden olmuştur. Bu tanımın içindeki “din” sözcüğü zaten yeterince bulanık anlamlı ve bu listede yer almayı hak eden bir başka sözcüktür. Anlamı dışında ve yersiz kullanımı, zamanla muhatabı ezberlenmiş bir davranış biçimine yöneltmek, ezberlenmiş belli bir doğrultuda rıza yaratmak üzere anahtar sözcük veya şifre sözcük olarak kullanılır olmuştur. Sivil toplum örgütleri, basın ve politikacılar tarafından, yani yoğun olarak ikna içerikli söylemde okuyucuda olumlu duygular uyandırmak ve böylece kanıta dayanmaksızın ikna edicilik kazanmak üzere kullanılmaktadır. Sözcüğün asıl anlamının ve yersiz kullanımının bir çözümlemesini yapmak bu sitenin hacmini ve zavallı yazarının zaman kapasitesini aşacağı için şimdilik bu listeye eklemekle yetinilecektir.

Demokrasi

Laikliğe benzer. Karmaşık anlamlı bir sözcüktür. Bir sistemi, bir hiyerarşi ilkesini anlatır. Vatandaşlık Bilgisi ders kitaplarında hiyerarşik sistemlerin tarihçesi anlatılırdı ki doğrusu budur. Hiyerarşik sistemleri anlatan sözcükler, ancak o sistemleri oluşturan tarihsel /kültürel arka planlar bağlamında anlamlı olur. Tarihsel ve kültürel uyumsuzluklara ve anlamsızlıklara her gün yenisinin eklendiği bir ortamda bu sözcüğü kullanmak gürültü çıkarmaktır. Laiklik, sürdürülebilirlik örneklerinde olduğu gibi sözcüğün gerçek anlamına göndermede bulunmaksızın okuyucuda olumlu bir izlenim bırakmak üzere kullanılır olmuştur. Boş söz sanatının İsviçre çakısı olmuştur. Yazardan /konuşmacıdan derdini bu sözcüğü kullanmadan anlatmasını isteyin. Aslında bu öneri bu listedeki bütün sözcükler için geçerlidir.

Özgürlük

Sözcük anlamsız değildir. Ama yaygın kullanım biçimi anlamsızlığa neden olur. Yolculuk, kurtuluş, bırakmak, bağımsızlık sözcükleri tek başlarına kullanıldığında iyilik veya kötülükle ilgili bir anlam yüklenmezler; bir talep bildirmezler. Bu gibi sözcükleri nesneleriyle birlikte kullanırız. Ölmekten kurtuldu, eve gitmek istiyorum, sigarayı bırak, İngiltere’den bağımsızlığımızı kazandık gibi… Özgürlük de böyle bir sözcüktür ve nesnesiz kullanıldığında hiçbir anlamı yoktur. İyi ve kötü çağrışım yapması gerekmez. Hukuk fakültesinde okutulan bir ders kitabı “İfade özgürlüğü sınırsızdır” diye başlıyor. Ardından “ama anayasayla meşru olarak sınırlanır” diye ekliyor. Bu, sözcüğü bütünüyle anlamsızlaştıran bir kullanımdır. Sözcüğü bir hiçe, tanımını boş kümeye indirgeyen bu türlü kullanımlara karşı okur uyanık olmalıdır. Olumlu izlenim ve rıza yaratmak, masumiyet bildirmek, bencil çıkarları savunmak amacıyla bu sözcüğün kullanımı kanser gibi yayılmıştır. Metinde sözcüğü gördüğümüz anda yazarın hangi bağdan özgür olmayı kast ettiğini sormalıyız. Bulanıklık böyle aşılır ve ortaya çıkarılır.

Rant

Rant, emek karşılığı olmayan kazanca denir. Örneğin “emlake yatırım” ranttır. Banka faizi, fon, tahvil ranttır. Ticari yollarla, katma değer üreterek elde edilen kazanç rant değildir. %300 kar marjıyla çalışan bir gözlükçü rant elde ediyor olmaz. Sözcük görece yeni olduğu ve anlamı bildirilmeden, çoğunlukla sloganımsı söylemler içinde kullanıldığı için cahil kişiler anlamını bilmeden kullanır oldular. Bu yersiz kullanım zamanla yayıldı. Zaten örneğini verdiğim üzere olumsuz çağrışımdan kaçınmak isteyenler yatırım sözcüğünü kullanıyorlar. Rant sözcüğü teknik metinler dışında hemen her yerde olumsuz çağrışımlar oluşturmak için kullanılıyor. O yüzden sözcüğü gördüğümüzde dikkatli olmalıyız. Sözcük anlamına uygun mu kullanılmış? Orada hiç olmasaydı metnin anlamı değişir miydi? Yazar aynı şeyi bu sözcüğü kullanmadan da anlatabiliyor mu? Bu gibi sorular sormalıyız.

Doğal

Sözcüğün anlamını herkes bilir bilmesine ama doğalla yapayı ayıran çizgiyi çekmek çok zordur. “Doğal yoğurt” yazılı yoğurt kabı aslında yapay yoğurdun da olduğunu mu ima etmektedir, belirsizdir. Sözcük git gide yalnızca olumlu çağrışım yapmak için kullanılır olmuştur. Klimanın “yapay serinlik” olduğunu söylemek anlamsızdır. Çünkü doğal serinlik yoktur. Yazın kent merkezlerinin kentin hemen kenarından iki derece daha sıcak olması da doğal değildir. Sokak köpeklerini beslemek “doğal yaşama saygı” değildir. Çünkü köpeğin doğası kentte bulunduğunda sahipli olması, kırda bulunduğunda başının çaresine bakmasıdır. Soğuk sıkım zeytinyağı ile sıcak sıkım arasındaki fark birinin doğal, öbürünün yapay olması değildir. Ama birisi daha kaliteli, daha zararsız, daha yararlıdır.

Yeşil

Doğaldan beterdir. Ne anlama geldiği kesinlikle belirsizdir. 1970’lerde bir benzetme, gönderme veya mecaz olarak, bir slogan sözcük olarak varlığa gelmiş ama bugünlerde sanki teknik veya somut bir şeyi anlatıyormuş gibi kullanılır olmuştur. Sözcük kesinlikle anlamsızdır; hiçbir şey anlatmaz. Greenpeace, WWF gibi ne amaca hizmet ettiği güçlükle ayrımsanan örgütler, ikisi de birer fosil yakıt olan doğalgazın kömürden daha “yeşil” olduğunu söyleyebilmektedir. Benzin yerine yine fosil yakıttan üretilen elektriği kullanıyor diye kimi otomobilin “yeşil” olduğuna bizi inandırmaya çalışan bir alay adam vardır. Cıva içeren “tasarruflu”, “yeşil” floresan lambalar çöpe atıldığında binlerce akkor lambanın vermediği zararı verirler. “Yeşil bina” denen ve Leed, Breeam gibi sertifikalara sahip olan yapılar çoğu zaman alelade yapılardan daha verimli veya daha az kaynak kullanıyor değildir. “Yeşil istihdam” denen iş kollarının yeşil olmayanlardan ciddi bir farkı yoktur. Sözcüğün %100 anlamsızlığı ve salt rıza yaratmak amaçlı kullanılması “greenwash” denen ve Türkçeye “yeşil aklama” olarak çevrilebilecek bir yasal sahtekarlık nitelemesinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Belki bu listede anlam karşılığı boş küme olan tek sözcüktür. “Ekolojik” sözcüğü de yavaş yavaş yeşil, ekonomik, doğal, modern sözcüklerine benzemeye başladı.

Kimyasal

Beslenme, ilaç, giyim gibi tüketici ürünlerinden konuşurken cahillerin elinde “doğal”ın karşıtı anlamına bürünmüştür. Sözcük gerçekte kimyasal işlem süreçleriyle elde edilen maddeleri anlatır. Eskiden bu sözcük yerine teknik olarak daha doğru olan sentetik sözcüğü kullanılırmış. “Suyun içindeki kimyasallar” dediğimiz zaman sözcüğü sözlük tanımının dışında kullanmış oluruz. Bir sabunun üstünde yer alan “kimyasal madde içermez” ifadesi doğal yoğurt ifadesi gibidir. Ne anlama geldiği belirsiz olduğu için satıcı sahtekarlıkla suçlanamaz. Sabunun kendisi zaten kimyasal bir sürecin ürünüdür. Teknik metinler dışında bu sözcüğün görüldüğü yerde yazarın ne dediğini bilip bilmediği, olumsuz çağrışım yaratmaya çalışıp çalışmadığı, anlattığı konuya hakim olup olmadığı sorgulanmalıdır.

İsyan etmek

En onurlu ve saygın işkollarından biri olan basının anlamsızlaştırdığı bir ifadedir. “Kapıdan çevrilen öğrenciler isyan ettiler” haberinde öğrencilerin evlerine döndüklerini okuyoruz. Demek ki isyan etmemişler. İsyan etmek bir eylemliliktir. Uysallık ve hukukilik anlamı yoktur, çoğunlukla serttir, fizikseldir. Direnmeyi, başkaldırmayı içerir. Metinde, özellikle de haber veya köşe yazısında geçtiği zaman ortada gerçekten bir isyan var mı diye dikkatli olmak gerekir.

Enerji

Fiziksel bir terimdir. İş yapma kapasitesini, etkinlik potansiyelini anlatır. Etkinlik potansiyeli insanlar için de söz konusu olduğu için insanların yaşama sevincini, gönülgücünü anlatmak için de kullanılır olmuştur. Buraya kadar yanlış bir şey yoktur. Yanlış ve anlamsız olan, bu sözcüğü insanların arasında gidip gelebilen bir tür örtülü iletişim veya etkileşim veya altıncı hisle algılanabilecek soyut bir varlık anlamında kullanmaktır. “Evrenin enerjisini hissetmek” diye bir şey yoktur. Son yıllarda enerji şirketlerinin reklamlarında düzeysiz kelime oyunlarıyla sözcüğe yüklenen olumlu çağrışımın kullanıldığını görüyoruz. Benzer çarpıklık “elektrik almak” ifadesinde karşımıza çıkar. Elektrik öyle bir şey değildir. Etkilenmek, beğenmek, çekici bir şey bulmak, cevher bulmak gibi anlamlı ifadelerle değiştirilmelidir. “Frekanslarımız tuttu” demek de benzer bir çarpıklıktır. Frekans bir dalga fiziği /titreşim terimidir. İnsanlar titreşmezler. Uyuştuk, iyi anlaştık, aynı sözcüklerle konuşuyoruz, benzer düşünüyoruz vesaire durumu anlatacak birçok düzgün ifade vardır. Bu üç sözcüğü gerçek anlamı dışında kullanan yazar kendi cahilliğini duyurmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Dil akıcı ve biçim değiştiren bir varlıktır diye önüne gelenin dilediği sözcüğe dilediği yeni zorlama anlamlar giydirmeye çalışmasına ve bunu biçimsel, yazılı, resmi dilde yapmasına seyirci kalmamız gerekmez.

Ayrımcılık

Sözcüğün anlamı şaşkına çevirecek kadar basittir: Ayrım yapmak. Evet, bu kadar! Ayrım yapabilme yetisi zekadan ve vicdandan gelir. İnsanı insan yapan şeydir. Ne var ki Batılı metinlerden yapılan kötü çeviriler, dürüst olmayan yazar ve politikacılar, propaganda amaçlı metinler sözcüğe kötü, hatta berbat bir anlam yüklemiştir. İngilizcesi ve Fransızcası; discrimination. Aynı Türkçedeki gibi ayrımsamak, ayırmak anlamına gelir; kökende hiçbir olumsuz veya politik anlam yoktur. Ama olumsuz çağrışımlar yaptırmak üzere kullanıla kullanıla anlamı kaydırılmıştır. Örneğin esmer bir kişiyi gördüğünüzde onun esmer olduğunu söylemek ayrımcılıktır. Basitçe gördünüz ve gördüğünüz ayrımı /farkı dile getirdiniz. Bunda kötü bir şey yoktur. Ne zaman ki belli ideolojiye hizmet eden art niyetli kişiler esmere “esmer” demeyi “kara köpek” veya “şopar” demekle bir tuttular, o zaman fitil ateşlendi ve bugün söndüremiyoruz. Yapılması gereken ayrımı anlatan sözcük, yapılmaması gereken ayrımı anlatmak için kullanılır oldu. Farklı bir sözcük türetilebilecek iken var olan sözcük sabote edildi. Örneğin “haksız ayrımcılık” denebilirdi ki gayet yeterli bir ifadedir. Kayırma da kötü bir şey değildir örneğin ama benzer biçimde haklı kayırma ile haksız kayırma ayrımsanmadığı için kayırma sözcüğü kötü anlamlıymış gibi oldu. Sekiz milyar insanın her biri doğuştan ayrımcıdır, ölene dek zorunlu olarak ayrımcı kalacaktır ve bu bir arıza değildir. Önünüzdeki metnin /konuşmanın /görselin /filmin yazarı, sözcüğü bu ayrımı (!) yapmadan, tanımlamadan, düzeltmeden, rastgele, yani kötü çağrışımlar yapmak için kullanıyor ise dürüstlüğünden kuşku duyunuz. Eğer dürüst ise konuyu bildiğinden kuşku duyunuz.

Irkçılık

Ayrımcılık kavramındaki bulanıklığın ırk ayrımına özel halidir. Gerçekte hiçbir anlamı yoktur. Esmerin esmer olduğunu söylemeniz ırkçılıktır, anlamın kaya kaya geldiği nokta budur. Basını tararsanız belli ırkların aleyhine (örneğin Batı’da Beyaz ırka, Türkiye’de Türklere) olan ayrımcılığın ırkçılıktan sayılmadığına dehşetle tanık olursunuz. Üstüne üstlük ırkçılık sözcüğünün din ayrımcılığı için de kullanıldığını görürsünüz. Hem trajik hem komiktir.

Normal

Bu sözcük öbürleri kadar sorunlu olmasa da temkinli yaklaşılmasını tavsiye ederim. Nedeni, kimi konuda normalin ve anormalin ayrımını yapmanın git gide zorlaşmasıdır. Anlamsız veya yararsız sözcüklerin oluşmasının nedeninin yaşamdaki fazla hızlı değişiklikler olduğunu söylemiştim. Aynı hızlı değişiklikler normalin bilgisinin yitmesine de neden olmakta. Normali belirleyen şey bir ölçüde gelenektir. Bir konuda gelenekselleşmeden, yerleşiklikten, durağanlıktan söz edebildiğimiz için normalin ne olduğunu biliriz. Modern yaşamda gelenekselleşmiş yapılar dağıldığı veya geleneksel ve modern olarak ikili bir durum ortaya çıktığı için normali tanımlamakta sorunlar çıkar. Örneğin çocukların çoğunun dikkat bozukluğu sendromuna sahip olması kiminin söyleyiverdiği gibi yeni normal değildir. Bu normal değildi, gelecekte de olmayacak.

Koordinasyon

Türkçesi eşgüdümdür. Ne anlama geldiği güzel Türkçemizin kök-türev ilişkisiyle açıktır. Son yıllarda kasaba politikacıları sözcüğü işleri yoluna koymak, hatta idare etmek anlamında kullanmaya başladılar. Altında çalıştırdığı kişileri asgari düzeyde çekip çevirebilen, en basit işbirliğini sağlayabilen kişinin “koordine edebildiği” söylenmeye başladı. Sözcüğün anlamı bu kadar zavallı değildir. Örneğin “el-göz koordinasyonu”, el ile gözün işbirliği yapabilmesinden, yan yana çalışabilmesinden çok daha karmaşık bir oluşu anlatır. Metinde sözcük geçtiğinde yerinde kullanılmış mı, yoksa çok temel düzeyde bir işbirliğini mi anlatıyor, dikkat etmelidir. Çoğu kez yazarın işbirliğini anlattığını ama sözcüklerle arası iyi olmadığı için veya bir şeyi olduğundan daha karmaşık, daha yüksek göstermeye çalıştığı için bu sözcüğü seçtiğini görebilirsiniz.

[1] https://infogalactic.com/info/Semantic_satiation Türkçe karşılığını yanlış vermiş olabilirim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s