NEDEN ELEŞTİREL DÜŞÜNMEYE GEREK DUYARIZ?

Çoğu insan rahatına düşkündür. Gerçeği bilmenin maliyetine katlanmak istemez. Eleştirel düşünmek için öncelikle bunu gerçekten istemek gerekir. Bu özel bir yetenek olmaktan çok uzaktır. Hepimiz eleştirel düşünme yetisiyle doğarız. Ancak özendirilen bir davranış olmadığı ve alışkanlık haline getirilmediği için körelir. Dolayısıyla eleştirel düşünme, öğrenilmesi gereken bir şey olmaktan çok yapılması gereken bir şeydir. Ne yazık ki kalabalıkların doğru ve mantıklı düşünmesinin ticari bir değeri olmadığı için üzerinde durulmamaktadır. Tersine, insanların yönlendirilmiş aptallar olarak yaşamalarında büyük politik çıkarlar vardır. Eleştirel düşünmenin amaçlarını veya gerekliliğinin nedenlerini kısaca sıralayalım.

1 – Hayatta Kalma Ve Soyu Sürdürme

İnsan biyolojik anlamda hayvandır. Bütün canlıların en önemli işlevi yaşamını sürdürmektir. İkinci en önemli işlevi soyunu sürdürmektir. İnsanın bunları sağlaması için en temel çözümleyici düşünme yetisine, akla, mantığa gereksinimi vardır. İnsandan bir önceki aşamada insanınkine benzer bir düşünme yetisi olmayan insansı maymuna güdüleri yetiyordu. Kediye, köpeğe, ota yettiği gibi. Ancak insan bunun bir adım ötesine geçmiş ve aklını kullanmaya başlamıştır. Bu geri dönüşü olmayan bir yoldur. Evrim tersine çevrilemez. En basit av için veya tuzak kurabilmek için insan aklını kullanmak ve çözümleyici düşünebilmek zorundadır. Denklem basittir. Düşünemeyen, nedensellik zincirlerini tanıyıp kurgulayamayan, mantık işlemleri yapamayan insan avlanamaz veya tarım yapamaz veya iş bulup çalışamaz ve ölür. Aynı biçimde, yalnızca hayvansal dürtülerini izleyerek elde ettiği çocuğu sağlıklı olarak büyütüp soyunu sürdürebilmek için de aklını kullanmaktan başka yolu yoktur. Aklını kullanmakta başarısız olan veya rakiplerinin gerisine düşen bireyin soyu sürmez ve genleri gen havuzundan silinir. Bu işlevler için gerekli olan yetenek genelde çözümleyici düşünme olarak tanımlanır ancak burada eleştirel düşünme ana başlığı altında vurgulamak istediğim doğru düşünmenin veya genel olarak mantığın yaşamsallığıdır.

 2 – Yaşama Anlam Verebilme

Burada kısaca din olarak anılacak olan kavram, kimlik yapılan, kültür öğesi olan, kurumsallaşan din değil, en geniş, en genel anlamıyla varlığa ve yaşama anlam verme güdüsüyle geliştirilen ve/veya benimsenen mitolojidir. Burada mitoloji sözcüğü beş duyuyla net olarak algılanamayan, bilimsel yöntemle varlığı kanıtlanamayan ancak hakkında ipuçları veya kanıtlar bulunabilen fizikötesi bir evren ve anlam inancı yerine kullanılmıştır. İpuçları veya kanıtlar demekle dinle eleştirel düşüncenin kesişmesi gereken noktaya da parmak basmış olduk. Akıl yoluyla gerekçelendirilemeyen, kanıtlarla doğru olma olasılığı güçlendirilemeyen din, boş inanç veya saf mitoloji olarak kalmaya mahkumdur. Eleştirel düşünce ile her veri, sav, bilgi ve inanç sınanabilir. Çünkü gerçeği gerçekdışı olandan ayırmayı sağlayan tek araç eleştirel düşünce veya genel anlamıyla akıldır. Din de bu sınama gereği dışında değildir. Ancak dinin öbür konulardan daha önemli oluşunu belirleyen, onun kişi ve toplum davranışındaki başat ve başat olduğu denli görünmez güç oluşudur. Her kişi yaşamına istese de istemese de, ayırdına varsa da varmasa da bir anlam vermiştir, vermektedir, vermeyi sürdürecektir. Din uydurma işinin dünyanın en verimli, yani en az (sıfır) maliyetle en çok getirinin elde edildiği iş kolu olmasının nedeni insanlardaki eleştirel düşünme eksikliğidir.

3 – Onurlu ve Ahlaklı Yaşam Sürebilme

Eleştirel düşünemeyen, daha doğrusu genel anlamda düşünme işlemini mantık dediğimiz doğa yasalarına uyumlu ve sağlıklı biçimde yürütemeyen kişi sorun çözemez, var olan sorunları büyür, yeni sorunlar yaratır. Sık sık kendisini zor durumda bulur. Bu zor durumlar aynı zamanda kişiye yaptığı hataları gösteren geri bildirimleri de barındırır. Örneğin kişisel koruma donanımı olmadan ağır iş yapanlar bunun karşılığını çabucak yaralanarak öderler. Bu aynı zamanda onlar için bir uyarıdır. Örneğin çalışanlarına kötü davranan patronları çalışanları fırsatını bulduklarında ağır zarara uğratabilir. Bu geri bildirimleri görmez, duymaz, değerlendirmez ve yeniden düşünce sürecine katıp yeni çıktılar üretmezse kişinin içinde bulunduğu koşullar ağırlaşır. Ağır koşulların yarattığı bedensel ve ruhsal gerilimler kişiyi doğru bildiği uygulamalardan uzaklaşmaya, vicdanının sesini bastırmaya, daha önceleri onaylamadığı eylemlerde bulunmaya zorlar. Bu baskılar önceleri geçici olsa da gereken yapılmayıp sorunların çözümü yolunda ilerlenmezse kalıcı duruma gelir. İşte bu ahlaksızlık dediğimiz durumdur. Eleştirel düşünceyle ilgili kaynaklarda ahlaktan pek söz edilmez. Ne var ki aradaki görünür bir bağ vardır. Öncü düşünürler bilginin ve düşüncenin ahlakı öncelemesi gerektiği sonucuna kolayca ulaşmıştır. Kişinin düşünce ve bilgi üretme sığası ne denli yüksekse ahlak ve ahlaksızlık sığası da o denli yüksek olacaktır.

Eleştirel düşünemeyen kalabalıklar çok değil, bir avuç kötü niyetli insanın her türlü yönlendirmesine maruz kalır. Neyi niye yaptıklarını bilmez bir durumda insanlığın iyiliği için, bireysel çıkar için veya toplumsal çıkar için çalıştıklarını sanarak görünmeyen efendilerine köle olmak için çalışırlar. Son iki yüzyılda olanları çözümleyici bir gözle şöyle bir incelersek hep bu şablonu görürüz. Bir avuç kışkırtıcı, basının ve politik örgütlerin telkiniyle, ahlak düzeyin toplumunkinden düşük politikacılarla, paranın doğrudan ve dolaylı gücünü kullanarak dünyanın dört bir yanında giderek yoğunlaşan bir savaş dizisini ve sonunda da dünya savaşlarını çıkarmıştır. Bugün de son bulmamış olan bu süreçte ne için savaştığından habersiz bu savaşlara katılan bilisiz kalabalıklar sonunda savaşın dehşetini ve yıkıcılığını görmüşler, ancak yine temiz ve eleştirel düşünemedikleri için kendilerine barış planı olarak dayatılan haksızlıkları görememişler, bireysel ve toplumsal özgürlüklerinden vazgeçmeye razı olmuşlardır. Bir avuç tiran yüz milyonlarca insanın yaşamına anlam veren şeylerle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynamıştır, bugün de oynamayı sürdürmektedir. Bölmek ve yönetmek, sorun yaratmak ve sonra sorunun haksız çözümüne razı etmek, sahte muhalif örgütler yaratıp kitlesel muhalefetin enerjisini soğurmak gibi pek çok yöntem, kalabalıkları neredeyse yalnızca önüne konana razı olan ve kendisinden alıkonanlardan habersiz çiftlik hayvanlarına indirgemiştir. İnsanlar ve oluşturdukları topluluklar yaşamsal potansiyellerinin çoğunu, egemenliklerine razı oldukları (ve olmadıkları) azınlıkların dünyasal çıkarları için kullanmakta, daha doğru bir ifade ile kendilerini ziyan etmektedirler. Bu durumda sorun, insan olmanın ilk ve son, en ilkel ve en ileri, en temel ve en üst düzey sorusuna gelip dayanır: Yaşamın anlamı nedir? İnsan ne için yaşar?

4 – Genel Olarak Sorun Saptayabilme ve Çözebilme

Bu aslında yukarıdaki amaçların hepsini kapsar. Düşünmeyi bilmeyen birey kendi sorunlarını çözemez ve toplumsal sorunların çözümüne de katkı sağlayamaz. Uzman oligarşisine teslim olur. Uzmanın neyi bilip neyi bilmediğini bilmek gerekir ki uzmanlığını kötüye kullanmasın. Uzmanlığını kötüye kullanan psikiyatrlar sağlıklı yakınlarımıza elektroşokla işkence ederlerken, sağlıklı çocuklarımızı ilaçla aptallaştırırken bunun sevdiklerimizin iyiliği için olduğunu sanarak izleriz. Biyologlar genetiği değiştirilmiş tarım ürünlerinin sağlıklı ve yararlı olduğunu söylerken çiftçiler iflas ederler, tüketiciler hasta olurlar ve uzman görüşüne teslim olmuş yığınlar bu kötülüklerin nedenini anlayamaz. Tıp profesörleri sünnetin yararını, din adamları da gerekliliğini anlatırken ana-babalar oğullarının sağlık sorunları yaşamasına neden olduklarının ayırdına varamazlar. Ortaçağ Avrupa’sına, yığınlar din adamlarını ve öğretilerini sorgulamadıkları, eleştirel düşünmedikleri için Karanlık Çağ denmiştir. Bugün de uzmanların bilgeliğinin sorgulanmaması nedeniyle toplumlar benzer bir duruma doğru gitmektedirler.

 

***

Eleştirel düşünme alışkanlığı kazanmamış kişi;

  • Gazeteden, televizyondan, hükümet organlarından, kurumsal adı ve tabelası olan yerlerden duyduğu her şeyin doğru olduğunu sanır. Eğer kuşkuculuğunu bilgiye ve mantığa dayalı olarak denetleyemezse bunların hepsini birden güvenilmez bulur ve korku içinde yaşar, mutsuz olur. En küçük bir ikna çalışmasında sömürüye açık olur. Parasından, zamanından, mutluluğundan, onurundan, canından olur.
  • Fal, kumar ve şans oyunlarından veya bunların farklı kılığa girmiş biçimlerinden yardım umar. Parasından olur. Şaka biçiminde zihnine giren gerçekdışı inançlar bir süre sonra oraya yerleşir ve kalıcı olur.
  • Bilinçli tüketici olamaz. Ürün ve hizmetlerin iyisini kötüsü ayırt edemez. “Ne veriyorum, karşılığında ne alıyorum” hesabını yapamaz. Özellikle sayılarla arası iyi değilse, yani sayısal okur-yazar değilse.
  • Bilinçli hasta olamaz. Hasta olunca (ki her zaman “hazırlıksız” yakalanırız) sahte veya işe yaramayacağı baştan belli olan tedavilerden yardım umar. Sağlığından olabilir, parasından olabilir, ölebilir.
  • Düşünsel esnekliğe sahip değildir. Sahip olduğu fikirsel sertliği ve kesinliği çoğunlukla duygusaldır, nesnel gerçekler (kanıtlar) üzerine oturtamaz.
  • Önemli bilgiyi önemsiz olandan ayırt etmediği için önemli bilgileri unutmaya eğilimlidir.
  • Yalnızca küçük resmi görmeye eğilimlidir.
  • Toplumunun ve yeryüzünün güç dengelerini anlayamaz. Yanlış partilere destek verir, yanlış çıkar öbeklerinde yer alır, yanlış hedefleri kovalar, yanlış kişilere güvenir. Büyük kalabalıkların bu yanlışlarını ortaya çıkaranları “komplo kuramcıları” olarak küçümser. Gerçekleşmiş ve gerçekleşmekte olan komplolarla sahte haberleri birbirinden ayıramayacağı için sömürülmekten kurtulamaz.

Eleştirel düşünür;

  • İçi boş propagandalardan korunabilir.
  • Retorikten, sözcük oyunlarından korunabilir; sloganlarla düşünmekten kaçınabilir.
  • Çıkarının nerede olduğunu ayırt edebilir, gerektiğinde bağımsız olabilir. Bunlar kişi ve aile olarak zindeliği artırır. Yani bağışıklık sisteminde olduğu gibi, bozulan parasal ve ahlaki koşullara direnme ve ayakta kalma yetisi kazandırır.
  • Duygularını ve düşüncelerini birbirinden ayırt edebilir. Bu, kişisel istekleri ve yatkınlıklarıyla nesnel kanıtları birbirinden ayırabilmesini sağlar.
  • Büyük resmi görebilme yetisi gelişir.

Yeterince deneyim kazandıktan sonra savları yargılamakta hız kazanır. Savlar köşe yazısı, kitap, parti programı, sivil toplum kampanyası, reklam biçiminde, yani karar vermek için bolca zamanınızın olduğu biçimde gelebilir. Sokağa çıkma çağrısı ve hatta falanca düşmana karşı silahlanma ve kalkışma çağrısı biçiminde de gelebilir, bu kez fazla düşünecek zamanınız yoktur.

NEDEN ELEŞTİREL DÜŞÜNMEYE GEREK DUYARIZ?” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s